Havadan Sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Havadan Sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2012 Cuma

24

Beklemekten başka çarem yok. V. Woolf gıbı istıkrarlı davranabilseydim belki ben de onun kadar -olmasa da- harika yazılar ortaya çıkartabilirdim. Fakat benim bunun için sabrım yok. Aslında bakınca, benim hiçbir şeye sabrım yok.

İlhamların gelmesini beklemekten başka çarem yok.. Uzun süredir de gelmiyor.

21 Haziran 2012 Perşembe

Boğaziçi

Her adımımda sürekli  "İstanbul seni hiç sevmiyorum!" diyordum. "Yaşanmaz ve çekilmez oldun. Zaten hiçbir zaman sevmemiştim seni. Artık hepten nefret edilesi bir yer oldun çıktın" cümleleri devam ediyordu peşi sıra. Adalar'ı seviyorum bir tek. Evet Adalar. Oralar güzel. Oralar sakin. Oralar huzur dolu, denizle çevrili şirin beldeler. Adalar'ı seviyorum bir tek. Ama bu hortum gibi insan yutan koca şehri sevmiyorum, sevemiyorum.

Araçtayım sonra. Köprüye yaklaşınca istemsiz olarak her zaman yaptığım gibi kafamı gömdüğüm kitaptan kaldırıp Boğaz'a baktım. Bu seferki bakışım hayranlık doluydu. Neredeyse 20 senedir bulunduğum bu şehirde, ilk defa Boğaz'a aşık bulmuştum kendimi. Deniz her zamankinden mükemmel görünüyordu. Yoksa o hep böyle mükemmeldi de, ben mi görmek istememiştim? Ama hayır, ilk defa böyle mükemmeldi bugün. Neden bu kadar güzel geldi gözlerime? O turkuazın mükemmel rengine dönen denize tepeden bakıyordum. Minik beyaz dalgacıkların olduşturduğu köpüklerle o berrak deniz aşağıdaydı işte.

Gözümün önünden kaybolup gitti sonra o görüntü. Ben hala ağzmının açık kaldığını ve gülümsediğimi, o mükemmel görüntü geçtikten sonra fark ettim. Sonra kitabıma döndüm tekrar. Ama bu sefer aklımda hala o görüntü vardı. Anı olarak hafızamda yer ettiyse de görsel olarak elimde bir şeyin olamaması üzdü beni. Hayıflandım.

Keşke İstanbul'un her yeri Boğaz'dan oluşsaydı. Ya da bu kadar rezil bir hale dönüştürülmeseydi..

O zaman İstanbul, o zaman sana aşık olabilirdim..Mazur gör beni. İnsanların suçu..

18 Haziran 2012 Pazartesi

18.

Dışarda esen rüzgar değil.
Kandırmayın beni!
Ağaçların konuşması o.
Fısıldıyorlar.
Tatlı tatlı..

6 Mayıs 2012 Pazar

blogger

Girip girip çıkıyorum. Blog'un yeni yüzünü bir türlü sevemedim!

7 Ocak 2012 Cumartesi

:)



www.charlotteolympia.com

Ayakkabıya tam anlamıyla "aşık" olmak bu olsa gerek. Evet, evet biliyorum, biz kadınlar.. Sizi seviyorum minik şeyler.

3 Aralık 2011 Cumartesi

3 Aralık

Tembellik etmeye ne çok hasret kalmışım. Yatağımda amaçsızca yuvarlanmaya, yatmaktan sıkılıp evde bir şey yapmadan dolanmaya ne çok hasret kalmışım..

O değil de, 'her şey gönlünce olsun' ne güzel bir dilektir. Ne kadar samimi ve sade..

Her şey gönlünüze göre olsun..

12 Kasım 2011 Cumartesi

11.11.11

Zamansızlıktan yakınıyorum sürekli. Biraz zaman yakalarsam da önceleri en çok yapmaktan zevk aldığım şeyleri yapamaz buluyorum kendimi. Artık onlar öncelikli değil gibi hayatımda. Sürükleniyorum bir yerlere. Sürüklüyorlar bir yerlere.

Bloga uğrayamadım kaç zamandır. Kimseleri okuyamıyorum. Kendimi alamam diye okumaya korkuyorum.

Yazı yazsam bile koşturarak yazıyorum. Hemen bitse de şunu yapsam, bunu yapsam diye bin şey geçiyor kafamdan. Oysa ne çok şey yazasım var da sönüveriyor o anda yazmayınca. İlham nankör bir şeydir. Çok da nazlıdır.

Havalar da hayli soğudu..

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Kedi canını senin


Kedi canınızı sizin!

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Doğum günü safsatası

Tuhaf.

Feysmuk'ta çıkan doğum günü uyarılarına pek gözüm gitmez benim. Giderse de öylece anlamsız bir şekilde bakar dururum. Adeta birşey olmasını bekler gibi bakar kalırım.

İlginç.

Bugün liseden sevdiğim ikiz arkadaşlarımın doğum günüymüş. Geçen sene kutlamıştım şu meretten. Kutlasam mı yine?

Canım sıkıldı.

Kutlamamaya karar verdim. Salladım. İplemedim. Duvarlarına gidip okumadım bile diğer yazanları. Çoğunlukla okurdum çünkü. Hepsini de pek samimiyetsiz bulurdum. Samimi olanlar hemen göze çarpıyordu zaten. Onlar güzeldi. Onlarla problemim yoktu. Sorun diğerlerindeydi.

Kutlamadım işte ne yapayım. Canım istemedi.

Samimiyetsiz mi olacaktım sanki? Evet, öyle olacaktım bugün.

Vazgeçtim.

İmkanım olsaydı koşup sımsıkı sarılırdım doğum günü çocuğuna. Öyle yapmayı severim çünkü. Sarılmak hep iyi gelmiştir bana. Sarılmak tuhaf bir eylemdi duygularını göstermek için. Bence sarılmak sadece yeterdi.

Sarılmak hem de sımsıkı, uzunca bir süre.

Hediye mi? Sarılmak olsun hediye. Olamaz mı? Her gün sarılabilir insan ama olsundu. O gün daha uzun olabilirdi. Başını, yüzünü sarıldığın insanın içine gömerek ve onun kokusunu içine çekerek.

Yetmez miydi?

Doğum günleri..

Keşke sadece sarılarak geçirilseydi..

14 Temmuz 2011 Perşembe

Sıkılmaca ve bir Doğum Günü

Bugün de bir hayli canım sıkılldı ve sıkılmaya devam ediyor. Hani kendisiyle ne yapacağını bilemeyen o ergenler misali. Havalar da pek canımı sıkıyor ya gündüzleyin yapacağım şeyleri dahi yapasım gelmiyor. Ben de boyna yattım. Bir yataktan başka yatağa geçişler yaptım. Ah, kitap dahi okuyasım yok. Herşey pek sıkıcı. Özellikle şu son zamanlarda böyle hissediyorum. Boşa vakit öldürmekten sıkılıyorum ama birşey de yapasım yok. Akşama da televizyon izleyeyim dedim, yahu bugün de hiç mi düzgün birşey olmaz şu merette?! Pes yani! En iyisi kendi filmlerime dönmek diyorum da hiç değilse şu blog'cuğuma çiziktiriveririm birkaç film.

Hazır boş bir yazı yazmışken daha işe yarar bir yazı yazayım diyorum yayınlamadan.

Efendime söyleyeyim 15 temmuz pek sevdğim bir şahsiyetin doğum yılı oluyor. Güzel anneciği bu sevdiğim güzel şahsiyeti doğurmuş ve yıllar sonra bizim karşılaşmamıza vesile olmuş. Tabi bu duruma kader mi denir bilemem fakat ben böyle kaderi seveyim. Onu da seveyim anasını da seveyim babasını da tabi. Bilirsiniz babasız olmaz.

Şimdi bu şahsihyet hakkında daha önce bir yazı yazmıştım ama bu bir doğum günü.

Sevgili Sazan'ım kutlu mutlu olsun 15 temmuz'un ve diğer tüm günlerin. Dilerim daha nice güzel yaşlar geçireceksin sevdiklerinle, seni sevenlerinle. Ah, tabi en önemlisi de sağlık. Hiç sağlık olmadan olur mu? :)

Yanında olup bu güzel günü seninle geçirmeyi gönül isterdi de gönül neleri istemiyor değil mi? Fakat olsun gönül istiyor da aslında gönül senin yanında unutma.

Bu gün için anneni de kutlamayı unutma güzel insan. Sevgili eşinle daha nice güzel kutlamalar geçirmen dileklerimle.

Hep iyi ol, iyi kal.

Sevgili Azura'n.

dipçiknot: Son dakikalar kala bu yazıyı yazmak istedim. Sanırım sabahına unutmaktan korkuyorum. :)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Hayatım(ız) pek kısa. Bunu günbe gün fark etmem beni yormaya başladı. Kısa olduğu herkesçe biliniyor ama fark etmek yoruyor işte.

Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri, saatler günleri, günler yılları kovalıyor durmaksızın. Farkına varmak hep acı veriyor hep yoruyor diyorum sürekli. Farkındalığımı da kaybetmek istemiyorum fakat bu farkındalık beni hergün yoruyor. İşte, bunun için ne gibi çareler üretmek zorundayım bulamıyorum, bilemiyorum.

Bu kısalık yarın, hatta yarından da yakın adeta. Bu kısalık da beni kederlere sürüklüyor. Hani uzunluğu değil verimliliği asıl önemli olan denir ya, işte bu da öyle birşey. Verimli olmak adına çabalamak isterken, çabalarken kısalık yüzünden elinde patlaması herşeyin.

En acısı da çevrenin buna katılmaması, seni bir başına bırakmasıdır ya, ben bunu neyleyim diyorum, ben bunu neyleyim?

Dün yaşandı ve bitti, bugünü yaşıyoruz da senin/benim için yarının olmayacağı ne malum?

Ah, insanoğlu..

1 Temmuz 2011 Cuma

Pisicik


Siz bir kediyle ne kadar içli dışlı oldunuz? Onu ne kadar sevip okşadınız veya bacaklarınızın arasında şımarmasına izin verdiniz? Bir kediyi ne kadar anlamaya çalıştınız? Hiç hayran oldunuz mu bir kediye? Defalarca şaşırarak mükemmel oluşuna. Nankör diye tabir edilen bu hayvanların aslında ne kadar karakterli yaratıklar olduğunu hiç fark edebildiniz mi? Nanköradını almasını n sebebini hiç düşündünüz mü? Taviz vermesinin bir sebebi olabilir miydi acaba? İnsanlar kendilerini görmeyip, kendilerini anlamayıp kendi varlıklarını üstün sayıp hayvanları eziyor hakaret ediyor, küçümsüyor, nefret ediyor, tiksiniyor, varlığından rahatsız oluyor. Söyleyeyim, onlar da size pek meraklı değiller zaten. Fakat nankör dediğiniz kedi bunu diyene nankörlük yapıyordur onun değerini bilene değil.

*Fotoğraftaki kedi kuzenimin kedisi. Daha önceki bir yazımda ondan bahsetmiştim. Sophie'ciğin kokusuna kurban olurum.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Hediye hesabı..

Oysaki bunları hediye edecek bir babayiğit olaydı ben mutlu, pek mutlu bir insan olacaktım. Ah, daha niceleri ModCloth isimli bu güzide sitede mevcut.

Oy şu ayakkabılar! Tam da aşık olunasılar!












16 Haziran 2011 Perşembe

En sıkkın ve keyifsiz anımda beni kendime getiren bir tek şey var o da kedi. Sokakta gördüğüm her kediye gülesim geliyor hatta yanlarına gidip onları şımartasım geliyor ama yaramaz şeyler tırsak olduklarından -aslında temkinli- yanaşamıyorum ama onların o minik suratlarına bakmak sanki yüzümde anlamlandıramadıkları şeyler varmış gibi o tuhaf bakışlarına bayılıyorum. O minik kafalarda birşeyler dönüyor ama ne olduğunu anlayabilsem bir de.

Kimine göre anlamsız bendeki bu hayranlık kimine göre tuhaf ama ben bile anlayamıyorum ki bu hayranlığı. Fakat umurumda mı?! Ben çocukluğumdan beri hayvanlarla büyüdüm, benden büyük köpekleri eş yapıp dans ettim, hepsini evirip çevirip oynadım zilyon şekilde ve ben böcekler hariç -nedense dayanamıyorum onlara- diğer tüm hayvanlara hayranım. Ne olursa olsun delicesine mutlu oluyorum gördüğümde.

Veterinerlik mi okusaydım ne?

15 Haziran 2011 Çarşamba

Bazı vakitler öylesine sıkkın oluyorum ki iyice patavatsızlaşasım geliyor. İnsanın yaşadıklarından dolayı birkaç ayda değişmesi üzücü bir yerde. Fakat üzüc olduğunu düşündüğüm an durup; yoo dostum artık umursamıyorum ve umursamamak da iyi oluyormuş diyorum.

Biraz daha, sivri dilimi göstermeye ve kuyruğumu sokmaya biraz daha diyorum. Zaten yıllar yılı sabretmekten, sabretmeye çalışmaktan bi hallere düştüm. O yüzden biraz daha diyorum.

Çocuk misali, canının istemedğini zorla yaptırana banane demesi gibi işte. O yüzden, BANANE! Bundan kelli, öylece elini kolunu sallayarak benim canımı sıkmak yok.

Kelime oyunları beni kandırmıyordu. O yüzden o küçük iyi niyetli görünen kelime oyunlu laflar beni etkileyemez. Yarası olan gocunsun artık.

Banane işte.

15 Mart 2011 Salı

Sabahın erken saatinde hayli dolmuş bir iett aracı ve yer verilen yaşlı teyze. Epey yaşlı, belli buralı değil, büyük ihtimal köylü. Şirin bir teyze, hayatı yüzüne yansımış epeyce, gözleri ürkek ve telaşlı, bir o kadar da üzgün, muhtaç. Her nasılsa bir başına yolunu bulmaya çalışıyor o anda. Neden yalnızsın sen böyle bu saatte söyle teyzem?
İlk yardımı şöförden diler diğerlerini yolculardan.

G.'ye mi gidiyorsun yavrum?
Evet.
He, ben de oraya gideceğim hastaneye, diş doktoruna. Randevum var, bilmiyorum ben orayı söylersin e mi kızım?
Tabi söylerim.

Bu sorular ona evet diyip yanından çekilip arkaya giden insanlara soruldu durdu.

Alah razı olsun, allah razı olsun.

Neden olsun? Onlar gitti, bıraktılar seni. Yüzünü ekşiten de vardı bir de, fark ettin mi sen? Ben ettim, gördüm, iğrendim.

Merak ediyorum, acaba yolunu buldun mu güzel teyzem? Vardın mı rahat rahat hastaneye? Bulmuşsundur sen yolunu. Güçlüsündür, zekisindir. Bulmuşsundur değil mi?

21 Ocak 2011 Cuma

Gecenin bir vaktinde, uykunun en tatlı yerinde ruhunun kopup başka bir boyuta geçmesiyle başlıyor gündüzdeki huzursuzluklar. Bilinçaltımızla ilgili değil aslında hepsi. Bize verilmek mesajlarla ilgili biraz da. Eğer sen bu mesajı alabiliyorsan tabi. Öyle işte..

Ruhun çok farklı şeyler yaşarken ve içinde korkunç duygular duyduğu vakit beyninin uyanması durumunda, yaşanılan şeylerin gerçek olmadığını algıladığın vakit, çöken huzursuzlukla beraber aslında iyi hissetmen gerekir. Fakat gördüğün seni ciddi anlamda etkiliyor ve dahi gördüğün şekliyle kendini aynı duygular içerisinde uyanık buluyorsan işte o zaman bir ilginçlik söz konusu olacaktır.

Rüyalar iyi değil zannımca. Yok olsun ve hiç rüya görmeyelim. Zaten bi uykumuz var onun da içine ediliyor bu şekilde.

11 Ocak 2011 Salı

Kuzey Işıkları



Norveç'e gidip, gecesinde o muhteşem bembeyaz parıldayan karın üstüne yatıp kuzey ışıklarını seyrederken ölürsem mutlu bir şekilde ölmüş olurum. Eğer ölseydim böyle olmek isterdim!

Merak edenler için kolaylık edeyim de şöyle linkler paylaşayım.

buraya bir tık dilerseniz de daha kısa bilgi içeren link için buraya bir tık

25 Aralık 2010 Cumartesi

Once Upon a Time

Ne de güzel bir çocuk. Diğer videoları da izlenmeye değer..

Once upon a time... from Capucha on Vimeo.

12 Aralık 2010 Pazar

Soğuk havada rüzgardan seni koruyacak kimse yoksa, üşüyen ellerini eldiven de dahi ısıtamıyorsa, kulaklarında bile sıcak bir gülüş duyamıyorsan, konuşurken yüreğin sızlıyorsa, duyduğun bir sözcük gözlerini dolduruyorsa, okudukların ruhunu burkup seni düşüncelere sürüklüyorsa, herşeye şükredip yine de acı duyuyor ve bir boşluk içinde yaşadığını fark ettiysen, sürekli kendini kandırıyorsan işin zor demektir. Ama umutsuz değil..