Hepidi Bördey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hepidi Bördey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2011 Perşembe

Sıkılmaca ve bir Doğum Günü

Bugün de bir hayli canım sıkılldı ve sıkılmaya devam ediyor. Hani kendisiyle ne yapacağını bilemeyen o ergenler misali. Havalar da pek canımı sıkıyor ya gündüzleyin yapacağım şeyleri dahi yapasım gelmiyor. Ben de boyna yattım. Bir yataktan başka yatağa geçişler yaptım. Ah, kitap dahi okuyasım yok. Herşey pek sıkıcı. Özellikle şu son zamanlarda böyle hissediyorum. Boşa vakit öldürmekten sıkılıyorum ama birşey de yapasım yok. Akşama da televizyon izleyeyim dedim, yahu bugün de hiç mi düzgün birşey olmaz şu merette?! Pes yani! En iyisi kendi filmlerime dönmek diyorum da hiç değilse şu blog'cuğuma çiziktiriveririm birkaç film.

Hazır boş bir yazı yazmışken daha işe yarar bir yazı yazayım diyorum yayınlamadan.

Efendime söyleyeyim 15 temmuz pek sevdğim bir şahsiyetin doğum yılı oluyor. Güzel anneciği bu sevdiğim güzel şahsiyeti doğurmuş ve yıllar sonra bizim karşılaşmamıza vesile olmuş. Tabi bu duruma kader mi denir bilemem fakat ben böyle kaderi seveyim. Onu da seveyim anasını da seveyim babasını da tabi. Bilirsiniz babasız olmaz.

Şimdi bu şahsihyet hakkında daha önce bir yazı yazmıştım ama bu bir doğum günü.

Sevgili Sazan'ım kutlu mutlu olsun 15 temmuz'un ve diğer tüm günlerin. Dilerim daha nice güzel yaşlar geçireceksin sevdiklerinle, seni sevenlerinle. Ah, tabi en önemlisi de sağlık. Hiç sağlık olmadan olur mu? :)

Yanında olup bu güzel günü seninle geçirmeyi gönül isterdi de gönül neleri istemiyor değil mi? Fakat olsun gönül istiyor da aslında gönül senin yanında unutma.

Bu gün için anneni de kutlamayı unutma güzel insan. Sevgili eşinle daha nice güzel kutlamalar geçirmen dileklerimle.

Hep iyi ol, iyi kal.

Sevgili Azura'n.

dipçiknot: Son dakikalar kala bu yazıyı yazmak istedim. Sanırım sabahına unutmaktan korkuyorum. :)

16 Mayıs 2011 Pazartesi

16 Mayıs

Unutmamıştım, sadece kuru bir not bırakmak istememiştim bugün için. Sürekli aklımda ne ve nasıl yazacağım konusunda birşeyler düşündüm ama gel gör ki yumurta kapıya dayanınca pek çaresizce o anda ne düşüyorsa yüreğime, aklıma öylece yazıvermeye karar verdim. Aslında bir süprizim de olacaktı, fakat ben böylesine üşengeç ve böylesine durgun ve düşünceliyim şu vakitler.

Kuzenimsin, kardeşimsin (kızım kan grubuna tüküreceğim. Evlatlık) bilirsin işte, aslında sevgimi pek anlatmama da lüzum yok.

Telefon faturalarımızın kabarık geldiği zamanlar oldu. İnternetle tanıştığımız zamanda bitmek bilmeyen muhabbetlerimiz oldu. Birbirimizde kaldığımız günlerde bitmek bilmeyen embesilce işlerimiz de oldu. Hele bir gece yemeklerimiz vardı, unutmak namümkün. Sahi, benim iştahım hep seninleyken açılırdı. Senin sebebiyet verdiğin iştah açılma olayını severdim. Karşılıklı oturup midemizi doyururduk, bir de kıkırdamalarımızla uyuklayanları huzursuz ederdik.

Her neyse, boşverelim şimdi şu geçmişi. Anlatmama gerek yok ki bildiğin şeyleri değil mi? Benim amacım laf olsun dorba dolsun, e az biraz da duygusallık yoksa ne yani. Ehem öyle işte. Mazur gör beni kuzen, bilirsin benim alaycılığımı. Nedense sevdiklerime karşı böylesine uyuzluk yaparım. Bakma benim vurdumduymaz gibi duruşuma, aslında beni iyi tanırsın.

Zaman akıyor kuzen ve benim seninle kurduğumuz Çanakkale hayalim gerçekleşmemişti. Sen tek başına gitmiştin oraya okumak için. Bense kalakalmıştım bu aynı huzursuz şehirde. Öyle ya aslında birlikte kurduğumuz ne hayaller var(dı) ve bunları birlikte yapamamış olmak beni her daim üzüyor. Bir gün deyiveriyorum, bir gün olacak. Bir bir olacak ve biz kederlerimize ortak olduğumuz gecelerdeki gibi kedersiz geçen güzel günlerimizle şenleneceğiz. O vakitler gelecek, gelmeli.

Hayat bizi bir arada tutmazsa hüzünlenirim kuzen. Ama yapacak ne olur bu durumda? Herkes kendi hayatının peşinde koşmaz mı. İşte bak, sen de biliyorsun bunu. İkimiz de kendi yolumuza yollanacağız. Sadece arada bir 'hoşgeldinler'i ve 'hoşçakallar'ı dillendireceğiz mutlu ve üzgün bir biçimde. Kim bilir ki, belki de bunlar olmayacak. Hani 'Allah je veliki jedan' misali. Bildin?

Daha fazla şey yazıp kendi kendimin gözlerini doldurmaya niyetli değilim bilesin. Zaten başka da ne yazacağımı bilemiyorum. Kendimce laf eyledim burda. Bir de bir yerden alıntı bir söz aklıma geleydi şu an pek bir güzel final vuruşu yapardım da aklımın densizliğine yor ve sevin. Belki de fena birşey diyebilirdim. İyisi mi böyle kalsın ve;

Günün (her ne kadar bitiyor da olsa) güzel geçmiştir ve geçiyordur umarım. Bugün senin günün, doğum günü veledi. Daha beraberce böyle ayrı gayrı olmadan kutlayacağımız nice gzel doğum günlere diyerek; kutlu mutlu ve sağlıklı olmasını diliyorum. Geri kalan dilek kısmısını da sana bırakıyorum. Ne diliyorsan olsun gitsin. (Benim için de dilek dile :shf)

Hadi öpüyore, seviyore, sarılıyore. (tükürüklü öptüm) Selametle.

Azura'n.

24 Mart 2011 Perşembe

23 Mart

Can dostum, güzel insan, arkadaşım,

Öyle matah laflar bekleme benden, naçizane duygularımı dile getireceğim sadece. Saçmalarsam dahi mazur gör, nedense kafam epey karışık şu sıralar.

Hatırlar mısın 2006 yılını? Söyle şimdi, ne kadarını hatırlarsın? Peki ya tanışıklığmızı hatırlar mısın? 'Evet' ise cevabın, sana kocaman yıldızlı bir aferin vermek isterim çünkü ben hatırlamıyorum. Üzülme şimdi hatırlamıyorum diye. Sana desem ki önemli değil başını hatırlayamamış olmam; şu an önemli, ilerisi önemli; ne dersin güzel insan? Bilemedim ben de şimdi. Sadece zerre şüphe duymadan her daim güvenebileceğim bir insan olduğunu biliyorum. Şüphe duymadan..

Saatlerce türlü türlü muahbbetler çevirip sıkılmadığım birşeysin sen. Hatırlar mısın, nasıl da koyu bir muhabbetin ortasında çat diye farklı birşey söyler ve seni güldürürdüm. Bilirsin güzel insan, çabuk sıkılırdım ben, belki de bu yüzden güzeldi hep muhabbetlerimiz. Üstelik her gece. Bu yüzden uyumayı da istemezdim bazı vakitler. Fakat sofrumluluklar arkadaşım, sorumluluklar.. Bir gün tıkanacağımız zamanı merak ederdim, çünkü çok değişik bişeydi bu. Evet değişik, bilirsin işte, sıkılmamak hani..Öyle işte.

En keyifsiz olduğum vakitlerde keyfimi getirdiğin çok zamanlar oldu, tersini yaptığın zamanlarda. Hatta en olmadık zamanlarda alınganlığımın hat safhalarda olduğu o keyifsiz vakitlerde belki senin bile keyfini kaçırmışlığım olmuştu, fakat senin o iyi niyetli yaklaşımın kendimi frenlememi sağlardı. Sana saygısızlık yapmak benim için çok terbiyesiz birşeymiş gibi gelirdi. Evet, terbiyesizlik, hem de kendime. Bilirsin can dostum, saygı önemlidir benim için ama onu korumak zordur her daim için. Sen, saygıyı en çok hak eden kişisin.

İyi niyetinden kaynaklanan o şirin saflığını da severim mesela. Beni en çok da bu güldürür mesela. Komik olduğundan değil, yanlış anlamayasın, sadece şirin olduğundan. Sanırımm içinde en ufak bir fesatlık beslemeyen samimi bir arkadaşımsın. Bilemiyorum ki ne desem? Anlatacak, sıralanacak öyle çok şey var ki aslında, unutursam yazmayı üzüleceğim galiba.

Biliyor musun, her gece kurduğumuz eğlenceli hayalleri özlüyorum, koyu muhabbetlerimizi özlüyorum. Beni güldürmeni özlüyorum, beni gaza getirmeye çalışmalarını özlüyorum. Hasretim kahkahalara, samimiyete. Hasretim sadece, başka birşey yok.

Tüm bu güzel arkadaşlığın 5. senesi fakat senin 27. senen. Göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olan bir 27 sene. Daha nicesi de geçecek. Hem de çok güzel geçecek. İyi dileklerim var sana güzel insan.

Birlikte, bu yaşına ve yeni gelecek olan diğer yaşlarına! Sen çok yaşa ve iyi yaşa e mi!

Öpmek var, sevmek var. Çok sevmek hem de, kocaman bir şekilde!