I fell in love again
All things go, all things go
Drove to Chicago
All things know, all things know
We sold our clothes to the state
I don't mind, I don't mind
I made a lot of mistakes
In my mind, in my mind
You came to take us
All things go, all things go
To recreate us
All things grow, all things grow
We had our minds set
All things know, all things know
You had to find it
All things go, all things go
I drove to New York
In a van, with my friend
We slept in parking lots
I don't mind, I don't mind
I was in love with the place
In my mind, in my mind
I made a lot of mistakes
In my mind, in my mind
If I was crying,
In the van, with my friend
It was for freedom
From myself and from the land
I made a lot of mistakes
Little Miss Sunshine...
31 Ağustos 2010 Salı
28 Ağustos 2010 Cumartesi
Başlık Yok
Güneş perdelerin arasından kendini gösterirken söyleniverdi bir anda. Biraz daha uyumak istiyordu, biraz daha o yeni aldığı rahat yatağında. Nevresimi bile hala taze çiçek gibi kokuyordu. Deterjanına önem verirdi. Kokulara önem verirdi. Bu yüzden deterjanı da önemliydi, güzel kokmalıydı. Yumuşacık yastığına kafasını gömerek sessiz nefesler alıp verdi. İpek gibi saçları hiç birbirine kırışmamış gibi duruyordu. Bu onun ne kadar sakin uyuduğunu gösteriyordu. Her zaman öyle uyurdu. Saçlarını geceden tarar öyle yatardı. Onun için önemliydi. Sabah güzel uyanmak önemliydi. Sabah nasıl uyanırsan o kadar güzelsindir derdi her zaman. Kafasını çok severek aldığı antika saate doğru çevirerek baktı. Daha erkendi zaman. Kalkmak istemedi ama biliyordu ki devam ederse uyuyakalacaktı. Hafifçe doğruldu yatağından. Bugün güzel bir gündü. Önce dışarı çıkıp alışveriş yapacak ve akşama filmler izleyecekti. O sevdiği eski filmlerden hemde. Üstüne üstlük yalnız izlemeyecekti. Sevdiği adam yanına gelecekti. Yanında huzuru bulduğu adam. Konuşmasalar dahi varlıklarıyla her şeyi anlatabilen ender çiftlerdendi onlar. Bu yüzden huzuruluydular.
...
Evi patlamış mısır kokusu sarmıştı. Bu kokuyu da severdi. Patlamış mısırı da çok severdi bu yüzden yaparken abartmıştı, bi dünya patlamış mısırı olmuştu. Olsun dedi nasıl olsa yenilir hepsi. Filmlerini de hazırlayıp mısırları kaba koyarken kapısı piyanonun hafif tınılarından kopan bir melodiyle çalıverdi. Bu sesle yüzünde gülücükler açarak çıplak ayaklarıyla koridordan seke seke kapıya kadar vardı. Kapıyı açtığı anda gülücükleri daha da arttı. En sevdiği çikolatalardan bir kutu almıştı karşısında gülümseyen sevdiği adamı.
Hayatındaki bu önemli adam içeri girerken arkasından gözleri parlayarak baktı. Sessizce kapısını kapattı ve sessizce yumuşak koltuğuna geçti. Filmi başlattığında elinde çikolatalarıyla adamın göğsüne yattı.
İşte bu hayattı ve bulduğu huzurdu...
...
Evi patlamış mısır kokusu sarmıştı. Bu kokuyu da severdi. Patlamış mısırı da çok severdi bu yüzden yaparken abartmıştı, bi dünya patlamış mısırı olmuştu. Olsun dedi nasıl olsa yenilir hepsi. Filmlerini de hazırlayıp mısırları kaba koyarken kapısı piyanonun hafif tınılarından kopan bir melodiyle çalıverdi. Bu sesle yüzünde gülücükler açarak çıplak ayaklarıyla koridordan seke seke kapıya kadar vardı. Kapıyı açtığı anda gülücükleri daha da arttı. En sevdiği çikolatalardan bir kutu almıştı karşısında gülümseyen sevdiği adamı.
Hayatındaki bu önemli adam içeri girerken arkasından gözleri parlayarak baktı. Sessizce kapısını kapattı ve sessizce yumuşak koltuğuna geçti. Filmi başlattığında elinde çikolatalarıyla adamın göğsüne yattı.
İşte bu hayattı ve bulduğu huzurdu...
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Moon River
Ve işte bu da muhteşem Breakfast at Tiffany's filminde çalan muhteşem şarkı! Filmini izleyin, müziğini dinleyin her ikisine de hayran kalın!..
Moon River, wider than a mile,
I'm crossing you in style some day.
Oh, dream maker, you heart breaker,
wherever you're going I'm going your way.
Two drifters off to see the world.
There's such a lot of world to see.
We're after the same rainbow's end--
waiting 'round the bend,
my huckleberry friend,
Moon River and me.
Moon River, wider than a mile,
I'm crossing you in style some day.
Oh, dream maker, you heart breaker,
wherever you're going I'm going your way.
Two drifters off to see the world.
There's such a lot of world to see.
We're after the same rainbow's end--
waiting 'round the bend,
my huckleberry friend,
Moon River and me.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)