3 Şubat 2015 Salı

Stefan Zweig / Bilinmeyen bir kadının mektubu


Yıllarca süren böylesine tek taraflı platonik bir aşk var mıdır dedirten cinste bir kitaptır/mektuptur. Normal, sağlıklı düşünebilen ve davranabilen birine göre aslında olması imkansız bir şey gibi geliyor bana. Sonuçta bu durum biraz fazlaca obsesifliğe kayıyor. Yine de insan yer yer hayran kalıp yer yer kızabiliyor mektubu okudukça. İtiraf etmeliyim ki çok duygusal olmamdan ötürü bunda da ağlamışımdır bir çok yerinde. Hiç şaşmam bu duygu durumuma. Elimde değil nasıl da güzel yazmış ama.

"Sana, beni asla tanımamış olan sana." diye çok güzel bir girişi vardır. Ve gerçekten de kendisini hiç tanıyamamış, tanımak için çabalamamış bir erkeğe ölene dek duyacak tertemiz bir aşk vardır. Gerçekten temizdir ama. Asla bir art niyet yoktur. Bir obsesiflik varsa bile, varsın böylesi olsun dedirtecek cinstendir. 

17 Ocak 2015 Cumartesi

Jagten / 2012


Önyargılı toplum tarafından haksızlığa uğramış karakterli bir filmimiz daha. Aslında konu büyük bir konu. Burda çocuk istismarından bahsediliyor. Ve herkesin evladı kendisine kıymetli elbette ki. Fakat en önemli şeyi kaçırıyor insanlar. Çocuk nihayetinde hayal gücünden dolayı gerçekleri çok iyi çarpıtabiliyor bilmeden. Benim çocuğum yalan söylemez, böyle bir şeyi uydurmaz demek yerine sağlıklı bir şekilde araştırma yapılması gerekiyor. Zira böyle bir suçlama ağır ve çok çirkin bir suçlama. Filmi izlerken en çok bir eğitimcinin ve bir psikoloğun hareketleriyle olayı yanlış değerlendirmesi sizi kızdırabilir. Çünkü bu iki güruh insanları şekillendiriyor. Ve önyargısız, iyi araştırmacı, iyi gözlemleyici olması gerekiyor. Herkes onların ağzından çıkacak lafa bakıyor. Fakat görüyoruz ki onlar da etten, kemikten, kandan oluşan aynı insan.

Çocuklarımızı çevreden soyutlayamayacağımıza göre onu en iyi ve en sağlıklı ortamda büyütmeye çalışsak da gelip biri istemediğimiz sonuçları yaptırabiliyor ne yazık ki. Fakat ne olursa olsun bu durumu en aza indirmek de işte aileye düşüyor. İyi bir gelecek istiyorsanız kendi çocuklarınızı iyi yetiştirmeyle başlayın. Çünkü onlar gelecektir. 

Dogville / 2003


İnsanoğlunun içindeki pisliği ve kötülüğü çok net bir şekilde anlatıyor. Toplum ve toplumu belirleyen normlar, ahlak kuralları, gelenekler, görenekler. İnsanlar bunların içinde hayatlarını şekillendiriyor ve etrafındakileri de buna zorluyor. İnsan istediği kadar hür doğsun. Doğduğu hayat onu zincirlere vuruyor malesef.

Ana karakterimiz Grace gizemli bir şekilde bir kasabaya geliyor ve ordaki toplum zamanla kendisini ruhen ve bedenen hapsediyor. Grace tüm bunlara karşı ezildiğinden ve yalnız kaldığından karşı çıkamıyor. Çünkü her ne kadar karşı çıkmaya ve kaçmaya çalışsa da kasabadaki toplum çoğunluk olduğundan Grace'den daha baskın çıkıyor ve sonuçta istediklerini elde etmede onlar daha başarılı oluyor. Bu yüzden haksızlığa uğradıkça siz izlerken sinirleniyorsunuz.

Filmin sonu ise ayrı bir tartışma konusu bana göre. Zira böyle bir şey olmalı mı olmamalı mı? Bana göre amaç bu şekilde intikam almak olmamalı zira intikam anlık tatmin edici bir durum ve sonrasında bir yük olarak kalıyor. Çözüm böyle olmamalı diye düşünüyorum. Onun yerine daha çarpıcı ve ders verici olmalı.

Bir de şu var. İnsanoğlu çiğ süt emmiştir.

Yıllar önce izlediğim filmi tekrar izleyesim geldi.




Scent of a Woman / 1992


Biraz da bitmesini istemiyorsunuz aslında..

Ida / 2013


Durağan ilerleyen bir film olduğunu söyleyebilirim. Eğer ağır filmler sevmiyorsanız zamanınızı harcamayın derim ama ilginç bir film tabii. Vurucu da bir sahnesi var. Bildiğiniz vuruluyorsunuz "aa niye ki ya" şeklinde. Hanım kızımızın teyzesiyle alakalı. İzlemek isteyen çıkarsa spoiler vermiş olmayalım.


Sâdık Hidâyet / Kör Baykuş


 Kitap Behçet Necatigil önsözü ve çevirisiyle karşılıyor sizi. Fakat havasında mıdır suyundan mıdır nedir bilemedim ama ilk çok keyifle okumaya başladığım bu eser beni daha sonra biraz sıkmaya başladı. Sanırım net olan ve anlatılmak isteneni açık açık anlatan yazılar beni daha çok tatmin ediyor. Ya da bunu okurken pek modumda değildim. Emin olamadım. Ama ilginç bir eser olduğunu size söyleyebilirim.  Ayrıca buraya da eklemek istediğim malesef ki Sadık Hidayet de hayatın anlamsızlığına daha fazla dayanamayıp ruhunu özgür bırakanlardan. Yine büyük bir kayıp. Acaip üzülüyorum şöyle intihar eden harika yazarları görünce. Kim bilir daha ne güzide eserler bırakırlarmış. Yazık vallahi. Yapmayın be.

"Ölümünden az önce bir hikaye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi 'salgı salamaz ol!' diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. - Hidayet'in hayat hikayesi miydi bu?" B. Necatigil.

Nilgün Marmara/ Sylvia Plath'in İntiharı Bağlamında Analizi


Bir kader ortaklığı mıdır başka bir şey midir bilemiyorum. İntihar etmeyin güzel insanlarım. Sizin gibi güzeller etmesin şöyle şeyler. Yapmayın. Dünya sizinle güzel. Yaşamın anlamsızlığı içinde güzellikleri fark edin de yapmayın şöyle şeyler. Yaşamak anlamsızken zaten, intihar etmek daha da anlamsız. Bir çırpıda yok etmeyin bu güzel ruhunuzu. Yazık yahu yazık.


Ece Ayhan, Tomris Uyar, Tevfik Akdağ, Nilgün Marmara, Cemal Süreya, İlhan Berk

7 Aralık 2014 Pazar

Sırp değil Erkek, Türk değil Kadın

Çok yoğun olduğum şu sınav haftamda okuyup beğendiğim bir yazıyı paylaşmadan olmazdı dedim.

Hani geçenlerde Almanya'da aldığı yumruk darbesiyle hayatını kaybeden "Türk" genç kızımız.

http://jiyan.org/Sırp değil erkek Türk değil kadın

Ve orada yazılanların üstüne ekleyecek pek bir şeyim yok gibi, birkaç cümle dışında en azından.

Bu da diğerleri gibi bir süre sonra unutulur tabii. Neticede hayat devam ediyor değil mi, neticede normal şeyler bunlar.

Hep kadınlar, kadınlar. Yüzyıllardır yapıştırılan damgalar. Erkekler acaba daha ne kadar kadınlara karşı üstünlük taslayacaklar bilemiyorum. Hala daha çok yürümesi gereken yol ve yenmesi gereken ekmek var sanırım. Çünkü hiçbir şekilde umutlu değilim bu konuda. Sanırım avcılık döneminden kalma bu egoistlik ve güç merakı genlerinde var. Bu da nasıl bir gense artık..

Türkiye mi? Bu da bambaşka bir konuşma konusu.. Bir bilim insanı da hayrına şu Türk toplumunu incelese keşke.

21 senedir bu toplumdayım ve hala da buraya karşı bir sempatim ve samimiyetim yok. Bir "Boşnak" kadını olduğumu belki yazımı okuyanlar bilmek ister şimdi de.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Çocuk da yaparım kariyer de/ Cam Tavan

Gecenin bir saatinde şöyle güzel bir yazı buldum ve kendi blogumda paylaşmadan edemedim.

http://selinyetimoglu.com/çocuk da yaparım kariyer de

Ne yazık ki uzun yıllar daha bunun sıkıntısını yaşayacak kadınlar. Malesef ki Dünya'yı yöneten erkeklerde baskın bir çoğunluk var hala. Böyle olduğu sürece de sistem çok zor değişir. Kadın, iş mi çocuk mu derken büyük zorluklar yaşıyor ikilemler içinde kalarak. Kimisi tek başına göğüslüyor, kimisi de şanslı oluyor ve sevdiği adamla beraber yürütüyor fakat yine de olan o çocuğa oluyor belki. Neticede bizleri saatlerce çalışmaya zorlayan bir sistem var ve bu yüzden de her gün akşamı iple çeken çocuklar var. Sonra uyku problemleri neden oluyor. Elbette ki çocuk iki saatlik bir özlemle yatışamaz. Çocuk anneden sevgiyi, babadan da güveni alır. Bu yadsınamaz bir gerçek. Hal böyle olunca hem anne saatlerce ortada yok hem baba yok.

Sistem annelerin çocukları büyütmesini zorluyor çünkü çocukları doğuran kişi olarak bu görev toplum tarafından yüzyıllardır veriliyor. Ve eve para getiren de hep erkek oluyor. Fakat tersine de şahit olmadım değil. Kadın çalışıyor ve çocuğa evde baba bakıyor. Belki de takdir edilecek bir şey. Sonuçta bu erkek eminim ki egolarından arınmış ve belli ki baştan anlaşma yapılmış. Ama parmakla sayılacak kadar az olduğu da kesindir bu durumun da.

Fakat benim tüm bunların yanında en çok şikayet ettiğim konu çalışma saatlerinin uzunluğu aslında. Kendimize bile yetişemiyorken çocuklarımıza nasıl yetişeceğiz düşüncesi bazen içimi ürpertiyor.

Hem çocuk hem kariyerde başarılı kadınlara selam ederim.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Belle / 2013



Konusu gerçek bir hayattan alınmış olan bu film 1700'lerde İngiltere'de geçiyor. Köle ticaretinin ve ırkçılığın yoğun olduğu dönemler. 

O zamanki kölelik şimdi olmasa da, hepimiz sabahtan akşama kadar para karşılığında çalışan yeni dönem köleleriyiz aslında. Ucunda harcanan enerjinin, emeğin karşılığı olan para olduğundan ekstra bir durum olmadığı takdirde ses çıkarmayan köleler topluluğuyuz. Aslında herkes halinden şikayet ediyor fakat sisteme, yoğun kapitalizme boyun eğiyor. En azından yaşlılığın birikimi şeklinde düşünülüyor. 

Bu konuda daha çok yazılıp çizilir de bu kadarlık kalsın diyorum ve filmin güzelliğini izlemenizi tavsiye ediyorum.