Kışın yağmazdı buralara kar. Yağsa bile ufak tefek yağardı. İnsan hefesini dahi alamazdı yağan kardan. Aslında koca şehirlere kar yağmaması bazen daha iyi oluyordu. Sonuçta o minik minik karlar birikip de koca koca kar olup zamanı tükendiğinde ağır ağır erirlerken, etraf pislik içine bürünüyordu. Hal böyle olunca o koca şehirde yaşam neredeyse alt üst oluyordu. Sadece kar yağmaya görsün işte, o koca şehir ne hallere geliyordu. Öyle ya, sadece çocuklar ve çocuk kalanlar mutlu oluyordu kara ve de pisliğine aldırış etmiyordu.
Yine kara özlem duyarak bu şehiri bırakıp karı olan bir yerlere gitmek için kollarını sıvadı. Bavulunu büyük bir sevinçle toparlayıp yola bir an önce koyulmak istiyordu. Tek derdi o soğuk, beyaz ve yumuşak kara kavuşmaktı.
Yelkovan akrebi kovalıyor, saatler bir başka saatin yerini alıyordu. Niyahet gitme vakti geldiğinde uçar adımlarla elinde bavuluyla otobüsündeki yerini almıştı bile.
Bembeyaz pufuduk karına kavuşacaktı nihayet.
Pencere kenarından dışarıyı seyretti gidene kadar. Gözünü bile kırpmak istememişti, pencereden akan güzellikler gözünden kaçmasın diye. Pek güzel şeyler de görmüştü, bu yüzden kendisiyle gurur duyuyordu.
Sonunda o yere vardığında çocuklar gibi bir oraya, bir buraya koşup durmuştu. Tutmuş olduğu pansiyon evine doğru yol alıp eşyalarını yerleştirdi.
Hava sepserin ama mükemmeldi. Tertemiz ve soğuk havayı içine çektikçe ciğerleri alt üst oluyormuş gibi hissediyordu. Öyle ya, şehrin pisliğini kusuyordu sanki ciğerleri. Kirli hava yerini temiz havaya bırakıyordu.
Kar. Ne mükemmeldi.
Kar...
Karlı havalarda gökyüzü de beyaza bürünürdü yeryüzü gibi. İleriye, ta uzaklara baktığın zaman yeryüzü ve gökyüzü bir bütün gibi gözükürdü. Ufuk çizgisini görmek mümkün olmuyordu. Gece çöktüğünde de o beyaz gökyüzü geceyi aydınlık gösteriyordu. O böyle pencereden dışarıyı seyrederken kendini sokağa atmaya karar verdi. Böyle mükemmel bir gecede eve ne diye tıkınıp kalacaktı ki? Birbirine hiç çarpmadan pıt pıt düşen minicik kristal gibi karların altına atıverdi kendini.
Gök beyaz, yer beyazdı.
Kardan melek yapmak için yere kapaklandı hemen. Ellerini ve ayaklarını açıp kapadı arka arkaya. Tam kalkacakken vazgeçip orda yatmaya karar verdi. Minik karlar yüzüne hafifçe dokunup öpücük konduruyorlardı.
'Burda ölebilirim' dedi sesli bir şekilde. O sırada yanına yaklaşmış olan adamı fark etmemişti. 'Evet burda ölebilirsin, belki de en güzel ölüm şeklidir bu' demişti. Birden irkilerek gözlerini ona doğru çevirdi. Üşüdüğü için her yerini örtmüştü, sadece aradan gözlerini seçebiliyordu. Başını yine gökyüzüne doğru çevirdi. 'Evet burda ölürsem çok mutlu ölmüş olacağım, fakat bir sorun var aslında.' Adam heyecanla 'nedir' diye sordu. O da 'kuzey ışıkları görünmüyor burdan' deyiverdi. 'Kuzey ışıklarının altında ölmek asıl en mükemmelidir' diye devam etti. Öteki de onun gibi yanına boylu boyunca uzanıp şöyle dedi. 'Kuzey ışıklarını gördüğünü hayal et sen de' dedi ve ikisi gözlerini hayal etmek için kapadı.
'Burda ölebilirim.'
'En güzel ölüm şeklidir bu.'