
Jane Eyre romanı Charlotte Brontë’nin, kendi deneyimlerinin, yaşadığı çoğu acı olayların üzerine kurulmuştur. Eserde, küçük yaşta veremden peş peşe kaybettiği iki kız kardeşini, Brüksel’deki pansiyon Heger’de âşık olduğu öğretmenini, ama asıl ikiyüzlü burjuva ahlakı üzerine kurulu, sosyal çelişkilerle dolup taşan Victorian Çağı İngilteresi’nin biçimselleştirdiği ilişkilerin imkânsız kıldığı bir aşkı buluruz. Jane Eyre, evlilikleri, aynı sınıftan insanların “sözleşme” ilişkisine indirgemiş bir çağda, sosyal eşitsizliğin hâkim olduğu kadına düşman bir toplumda, bağımsızlaşma, özgürlüğünü ve kimliğini edinme mücadelesi verirken, bizi Brontë kardeşlerin özyaşam öykülerinin de kıyılarında gezdiriyor.
Jane Eyre: Muhafazakâr bir çağda aşk.
Uzunca betimlemeleri olmasına rağmen inanılmaz sürükleyici bir roman. Birinci ağızdan anlatılan kitapları severim. Uzunca betimlemeleri olduğu kadar uzunca da dialoglara sahip. Birçok olayı dialoglar sayesinde öğreniyoruz. Ve Agnes Grey'de olduğu gibi Jane Eyrde'de de yazar sık sık bizimle sohbet havasında romanı kaleme almış. Bize de yaşananlaırı dinlemek kalıyor.
Ben böylesine güçlü ve iradeli bir kadın görmemiştim. Jane Eyre'i öylesine kıskanmıştım ki bunun bir roman karakteri değil de kanlı canlı karşımda duran bir kadın olduğunu hayal ettim sürekli ve bu da beni gerdi. Evet ben kitaplara kaptırıyorum kendimi ve onlarla sohbet ediyorum çoğu kez. Her nedense elimde olmadan yapıyorum bunu. Finale yaklaştıkça sinirlerimin nasıl gerildiğini bir ben bilirim. Bunu Charlotte yazmış olabilir, yarattığı karakterine can vermiş olabilir ama ben bunları görmek yerine bunun gerçekliğini ele alıp düşman kesildim Jane'e. Fakat okudukça düşmanlığım geçti, çünkü olaylar geliştikçe aynı hayatta da olması gereken şeyler gibi onun da, onların da bunları yaşamaları gerekiyordu dedim. Bu yüzden sakinleştim fakat acı duyuyorum.
Ah, sanırım saçmalıyorum gittikçe. Bu kadar kaptırmamalıyım kendimi.
"Genellikle kadınların çok sakin olmaları beklenir ama kadnlar da tıpkı erkekler gibi hisseder; tıpkı erkek kardeşleri gibi yeteneklerini kullanmaları gerekir ve çaba gösterecekleri bir alana ihtiyaç duyarlar; onlar da çok katı bir baskı, çok sert bir set çekme karşısında tıpkı erkeklerin çektiği gibi acı çekerler ve kadınlardan daha ayrıcalıklı olan insan kardeşlerinin, onların muhallebi pişirip çorap örmekle ve piyano çalıp çantalara nakış işlemekle teselli bulacaklarını söylemeleri dar kafalılıktır. Kadınlar, gelenekler doğrultusunda kendi cinsleri için öngörülenden daha fazlasını öğrenmek ya da yapmak istediğinde onları mahküm etmek ve onlarla alay etmek düşüncesizliktir."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder