..."Az önce kırdığı şekerin diğer yarısını ikinci çayının içine atıp karıştırmaya başlıyor." *
Gözlerimden hızlıca geçip beynime ulaşan bu cümleyi birkaç kere daha hızlıca okuyuveriyorum. İki kere okuyorum cümleyi olduğu gibi. Sonra sadece kelimeleri atlayarak. Okumak istediklerimi okuyarak. Bana anımsattığı şeyden memnun bir şekilde cümleyi kendimce evirip çevirip okuyorum birkaç kez. Aslında saniyelik bir olay bu. Uzun uzadıya anlatıldığına bakmasın kimse. Saniyelik. Hoşuma gidiyor. Anımsattığı şey hoşuma gidiyor. İçimi ısıtıyor. Gülümseyiveriyorum o anda. Mutluluk yüzüme dağılıyor. Yüzüme dağılan mutluluğa mutlu olurken buluyorum bu sefer kendimi. Yine o çıkıyor karşıma. Onun sayesinde diyorum.
Saniyelik.
Sonsuz gibi sanki.
Saniyede.
İçim ısındı diyorum. Neden ki? Çünkü o belirdi bu cümlede. Cümle o oldu. Cümleden o çıkacakmış gibi. Ben de oturduğum yerden yaptığı şeye hayranlıkla bakacaktım. Her şeyden o çıkıyor aslında. Fakat bu kadar belirgin olması beni mest ediyor.
Kırdığı şeker diyorum içimden. Gülümseme yayılıyor yine.
Şeker diyorum. Çay diyorum.
Şekeri bölüyor. Kırıyor. Çatlatıyor yarısını.
Ben izliyorum sadece.
Daha önce hiç şeker kıran birini gördüğümü hatırlamıyorum. Ben yapmazdım mesela. Denemedim de hiç. O yapıyor.. Muhabbetin ortasında gelen sıcak çayına 1 buçuk şeker atıyor. Bazen dalgınlığa gelip unutuyor kırmayı. Unutunca gülüyorum. 'İki şeker attın' cümlesi dökülüyor dudaklarımdan.
İki şeker. Bölünmemiş iki şeker. 'Neyse boşver' diyor.
Evet boşver.
Herkes iki atıyor. O atmıyor.
Bunun için bile sevebilirmişim onu..
Şımarır mı ki acaba? Şımarsın..
Hak ediyor..
* Yekta Kopan/Kediler güzel uyanır-Brüksel'deki öküzler