'Sabah güneşi gibi olmanı isterdim. Her gün yeni bir umutla doğan, günümü aydınlatan, içimi ısıtan o taptaze sabah güneşi gibi olmanı.'
Açık pencereden usulca süzülen hafif bir rüzgar saçlarını uçuşturmuştu belli belirsiz. Omuzlarına dökülen bebek yumuşaklığında olan saçlarına hayranlıkla bakarak boynuna düşüşünu izlemişti. Güneş saçlarına akıyordu ve onların bir ipek gibi parıldamasını sağlıyordu. Belli belirsiz nefes alışlarını severdi onun. Bazen tedirginlikle gece uykusundan uyanır ve onun nefes alıp almadığından iyice emin olana dek uykusuna geri yatmazdı. Arada derin nefesler alıyordu işte o zaman anlıyordu bebek gibi uyuduğunu.
Saçları bebek gibi yumuşaktı, nefesi bebek gibi sessizdi, gözleri bebek gibi meraklıydı. Bazı geceler böyle düşünce içine girdiğinde onun koca bir bebek olma ihtimali ile yüzüne kocaman bir tebessüm konduruyordu. Hatta zaman zaman 'ah seni koca bebek' diye onu pek şımarttığı da oluyordu.
Sabahın o en güzel saatinde güneş yine ufaktan kendini gösteriyordu ve o bu geçmişi düşünerek uyanmıştı yine. Sıcak ışınlarını aynı yere yine veriyordu ve o her defasında anısını tazeliyordu.
Nerdeydi o koca bebek şimdi?
Ellerine ter basıyordu sürekli, sanki başka saçları okşayamamak adına.
Evine sinmiş kokusu da yok olmuştu artık. Anı olsun diye bıraktığı birkaç parça şey dışında ona dair birşey kalmamıştı.
Fakat nedensizce güçlüydü ve içine akıtmayı başarmıştı tüm gözyaşlarını. Bu yüzden etrafındakiler ona 'güçlü kadınsın ama kim olursa olsun bu kederden yıpranırdı fakat sen soğuk bir taş gibiydin her daim' şeklinde saçmaca bulduğu lafları işitmekten kurtulamamıştı. Onlar deştikçe yüreğindeki delik artıyordu fakat o kendini koyvermemeye kararalıydı. Çünkü giderken 'güçlü olmanı istiyorum' demişti. O da aynen bunu yapmaya çalışıyordu.
Ah, yok artık koca bebek, öyle ya toprak olmuştu.
Ona ait bırakmış olduğu en büyük anı ise bir kağıt parçasından ibaretti. Her gece titrek ellerine alıp okuduğu o kağıdın gün be gün sararmış oluşunu gördükçe zamanın ne kadar da çok ve çabuk geçtiğinin bir kanıtıydı. Zamanında yaşamış oldukları bir kederden kurtarmıştı onları bu kağıt parçası. İşte her gece bu kağıt parçasında yazan 2 cümleyi okuyup gecenin karanlığında uykusuna dalıyordu yanında hala onu hayal ederek. Yine sabah olacaktı ve aynı şeyler yine tekrarlanacaktı.
Güneş yüzüne vuracaktı ve rüzgar usulca saçlarını okşayacaktı saçları oynaşacak ve o bu saçları okşayacaktı. O uyanacak ve bebek gözlerle ona bakacaktı, tebessümü yüzünü aydınlatacak ve yavaşça mahmurluğu kalkacaktı o zaman da ona sarılacak ve '5 dakika daha' diyerek mızmızlık yapacaktı.
Yine böyle bir günün hayali içinde okuduğu kağıdı komidinin üzerine bıraktı ve usulca kendini uykunun kollarına bıraktı.
'Sabah güneşi gibi olmanı isterdim. Her gün yeni bir umutla doğan, günümü aydınlatan, içimi ısıtan o taptaze sabah güneşi gibi olmanı.'