Dino Merlin'in en harika parçası: Kad zamirišu jorgovani.
Önce müziğini dinledim sonra tekrar açıp sözlerini dinledim sonra da ikisini birden dinledim. Dinledikçe defalarca kez daha dinledim. Ben, şarkı oturup ağladık beraberce. Gözlerimden akan sıcak damlalar avuçlarımı ısıttı, sildiğim mendilimi ıslattı.
Çocuğum, gözyaşların ruhunun, yüreğinin akmasıdır. İçindeki ağırlığı azaltma şeklidir. Ruhun daha iyi olduğu vakit akıttıkların yerine gülümseyecek. Erguvanları koklayıp toplayacaksın o vakit. O vakit ki avuçların akıttıklarınla ısınmayacak.
26 Aralık 2010 Pazar
9. Hariciye Koğuşu/Peyami Safa

'İnsanın ruhuyla bedeni arasındaki korkunç ilişkiyi anlatıyor Peyami Safa. Mutlulukların ve felaketlerin bu derece kuvvetli anlatılabilmesi unutulmaz klasikler arasına sokuyor bu kitabı. Çünkü sevildiğini hissetmenin yarattığı mucizeler var bu sayfalarda.'
diyor kitabın arka kapağında.
Alkım yayınevi güzel türkçeleştirmiş. Kanımca akıcılığını kaybetmemiş. Gayet rahat okunabilen bir kitap olmuş. Biraz daha uzun olabilseydi keşke dedim bitirdiğim vakit ama sonra vazgeçtim bu düşüncemden, uzasaydı sıkıcı hale gelebilirdi belki hikayesi.
Okurken bu denli hüzünlenebileceğimi düşünmemiştim. Değşik bir şekilde etkiledi beni kitap. Sanırım severken nefret ettim kitaptan. İki duyguyu bir arada yaşayarak okudum kitabı. Okurken sevdim sevdikçe tiksindim. Ama asıl sebep kitap değildi, hatırlamak istemediğim şeydi bana tiksinti veren. Yazık, neden sonra üzüldüm kendime. Üzüldüğümle kaldım paramparça bir şekilde.
'Fakat keşke futbol oynasaymışım; belki de bacağımı Nüzhet'in aşkı kadar yormazdı.'
25 Aralık 2010 Cumartesi
Once Upon a Time
Ne de güzel bir çocuk. Diğer videoları da izlenmeye değer..
Once upon a time... from Capucha on Vimeo.
22 Aralık 2010 Çarşamba
Il y a longtemps que je t'aime ( I've loved you so long) /2008

Bu da uzun süredir izlemeyi ertelediğim bir filmdi. İzlerken sıkılacağımı düşünmüştüm ama yorumlar çok olumlu yöndeydi ve ben fransızcayı da seviyordum, en keyifsiz halimle oturup izledim ve çılgınlar gibi merak içinde izledim. Sıkılmadım işte izlerken. Kardeş ilişkisini güzel işlemişler ve insanoğlunun nasıl da önyargılarla yaşadığnı güzel göstermişler. Her şeyde bir önyargı, yargılama, tuhaf gözlerle bakma, gizemi merak etme. Bazı şeyler bilinmezse daha iyi olacak sanki, bazı şeyler sorulmazsa, zamanına bırakılırsa. Hani, daha iyi olacak işte. Deşme olayı, elleme, bırak sadece ve dinle.
Neyse işte, oyunculuk biraz garip geldi sanki bana, ısınamadım falan ya da ben saçmalıyorum bilemiyorum elin adamları mesela Kristin Scott Thomas için best performances falan demişler onlar demişse doğrudur, boynum kıldan ince efenim. Öyle işte zaten eleştirmen neyin değilim ben öyle nacizane keyfi bişeyler karalıyorum. İzlemeyenler için de bir fikir olur.
Müzikleri ve filmin dinginliği sayesinde de izlenmeye değer bak. Güzel güzel, izleyiniz. Olay örgüsü de güzel işlenmiş hem.
Samimi değil mi böylesi bak şimdi, hadi söyle.
A Christmas Carol /2009

Charles Dickens'ın kitabını alıp okumayı sürekli ertelediğim harika uyarlama işte. İzlerken mutlu olduğum, mutlu olurken düşündüğüm, düşünürken de hüzünlendiğim hikaye. Oh yes duygu seline gel sen. Bu animasyonu sevdim. Zannımca güzel ve kaliteli. Böyle detay bombardımanına tuttum filmi izlerken süper bak valla. Karda ayak izleri var yahu negzel! O izler beni benden alıyor. Kar yağsa da kendi ayak izime baksam arkama dönüp manyak gibi. Oley! Konu kayıyor neyse, işte demem o ki süper bak, ben de dahil kitabını alıp okuyun ulan! Filmini de izleyin ki beyninize kazınsın meheh.
Hani amaç noeli yaşatmak falan değil de -ki zaten müslüman aleminde noel yok- amaç aslında bariz belli. Gözlerini, ruhunu ve yüreğini kör edip ömrünü önemli sandığın şeylere harcayıp geçirmekte ve arkandan bir çift güzel söz ettirmemekte. Bu dünyada yaşamak için paraya ihtiyaç var ama insanoğlu aslında birbirine muhtaç ve ömür dediğin zaten kısacık. Duygularını göstermek bir zayıflık belirtisi değil tam tersi onu yoğun bir şekilde yaşamak bir yücelik belirtisidir. İnsanoğlu duygularıyla yoğruluyor ve duygularımız olmasaydı bir robot olmaktan başka ne olurduk?
Gizlemeyiniz duygularınızı ve iyilik görmek istiyorsanız iyilik veriniz. Seviniz, veriniz, yardıme ediniz. Bugün varsanız yarın yoksunuz ama olmayan bedeniniz olacaktır isminiz ve ettikleriniz baki kalacaktır yıllar yılı..
19 Aralık 2010 Pazar
Eternity And A Day/ 1998

Sen ne güzel bir filmsin.. Ağır ilerleyen güzel film.
Ayrıca, değişik bir düğün sahnesi var filmin. İmrendim onları işte.
Bir de Theodoros Angelopoulos'un yıllardır arayıp da bulamadığım bir filmi vardır 'To vlemma tou odyssea' adında. Hala içimde bir uktedir onu izleyememiş olmam.
Eternity Ve sen ne muhteşem bir müziksin.
- yarın ne kadar sürer diye bir soru sormuştum anna, hatırladın mı?
- sonsuzluk ve bir gün kadar...
- duyamadım?
- sonsuzluk ve bir gün kadar...
18 Aralık 2010 Cumartesi
'O' ve 'O'
Sen anlattığın vakit, anlatırken üzülüp ve karşındakinin kötülemesinden korkup iyi olanları anlatmaya çabalarken ve tüm bu çabalarının boşa gittiğini görünce yaşanılan acı ve üzüntü çok başkadır. Yüreğini bastırır ve suçluluk duymaya başlarsın ama karşındakinin iyi niyetliliğini görünce bir nebze rahatlamaya çalışırsın. Gözlerine yıldızlar düşer yavaştan, yüreğinden kopan yıldızlardır onlar ve onları tekrar yüreğine akıtmaya çalışırsın utanmamak adına.
Ne yazık ki arkadan iyi bahsedilemiyor sen her ne kadar iyi olanı aktarmaya çabalasan da. Ayrıntılar var sonuçta içinde ve o ayrıntılar aslında kötüdür, çirkindir, saygısızcadır. Bazı ayrıntılar da vardır ki kafa karıştırır sonra yürek saçmalamaya başlar. Onlar da aslında çok güzeldir, temizdir sanki hani öyle inanmak istersin ister istemez. Her şeyde bir iyi niyet aramak için çabalarsın. Oysa heyhat, lafı çıktı bir kere iyi anılmıyor sen saklasan da.
İyi değil bence. Yine de üzülüyorum, sanki korumak niye? Umurumda mı, umurumda mı? Kendisi izin verdi zaten bu duruma. Çirkin çok çirkin. Bence bakamaz artık gözlerine çünkü sertleştikleri zaman yüreğin de sertleşmesini görmekten korkacak. O vakit anlayacak ve sen sonuna kadar arkasından iyi şekilde anmaya çabalasan da kimse öyle anmayacak.
Çok yazık değil mi? Kendi düşen ağlamaz ya aslında ağlar hem de çok güzel ağlar. Daha farklı da olabilirdi ama ne edelim, olması gereken buymuş. Çocuğum..
demişti en son gözlerinin içine bakarak ve rüzgarda fütursuzca dalgalanan saçlarını gözlerinden uzak tutmaya çalışarak. Elleri soğuk havadan bembeyaz kesilmişti ve damarları o soğukluğu belli edercesine ortaya çıkmışlardı. Tüm o şeyleri anlatırken yüreğinden akıttığı o soğukluk ellerine de bulaşmıştı sanki. Elinden tutsa elektrik gibi çarpacaktı onu fakat bu onun için iyi olmayacaktı çünkü dokunursa yüreği de ısınmaya başlayacaktı ve sonra gözleri yumuşayacaktı. Fakat aklı vardı. Saçlarını boşverip atkısını bir kez daha düzeltip ellerini ceplerine gömmeyi düşündü, böylece bir hamle yapamayacaktı.
O ise anlamsız gözlerle bakmakta direniyordu. Derin bir nefes aldı sanki duyduklarının ağırlığını atlatmak istercesine. Çünkü hiç bu kadar uzun konuşurken duymamıştı onu ve bu onun için yeni birşeydi. Bu durumu kavramaya çalışırken yavaş yavaş ayılmaya başladı ve o anda fark etti herşeyi. Farkındalık acı verdi. Gözlerinin dolmasını durdurmak istedi, başka bir tarafa, uzak bir yere çevirdi başını. Rüzgar soğuk ama yumuşak esiyordu. Gözleri durulduğu vakit ona doğru döndü ve o hala donuk, soğuk gözlerle pozisyonunu bozmadan bakıyor ve bekliyordu. Canı sıkıldı, üzüldü. O çok sevdiği gözlerinin bu ifadeyi almasına üzüldü ve buna kendisi sebep olmuştu. Gerçekten bunu görmekten korkmuştu. İçinden küfretti kendine. Sanki sesi kısılmış hastalar gibi konuşmaya tenezzül etti bir iki kere ama kafasında kurduğu kelimeleri birleştirip cümle haline getiremedi ve öylece susuverdi karşısında. Saçlarında dolaştırdı gözlerini, güzel kokan saçlarına, ipeksi yumuşaklığı olan saçlarına. Ah ne acıydı bir daha onlara dokunamayacak olması, kokusunu alamayacak olması. Ya o tenine ne demeliydi? Artık onun olamayacaktı, sıcaklığını alamayacaktı. Kendi elleriyle iğrenç bir şekilde başkalarına teslim ediyordu onu. Yüreğini dahi teslim ediyordu. O yürek ona ait olamayacaktı artık. Ah ne acıydı tüm bunlar. Midesi bulanmaya başladı bir anda, yüreği hızlıca çarpmaya başladı. Kısık kısık inleyebildi bir tek.
Ben, ben bilemiyorum ne desem. Şu anda midem bulanıyor sanki ve başım, bilirsin ağrıyor işte. Düzgün düşünemiyorum. Sen, işte, sen harikasın, ben bilemiyorum işte.
O bunları duyar duymaz yüreği hızlandı, donuk gözlerini kıstı ve sert bir şekilde tebessüm edip derin bir nefes alıp içine doldurduğu soğuk havayı boşalttı. Sonra da rüzgara karşı yüzünü dönerek yanından hızlı adımlarla uzaklaştı.
Ne yazık ki arkadan iyi bahsedilemiyor sen her ne kadar iyi olanı aktarmaya çabalasan da. Ayrıntılar var sonuçta içinde ve o ayrıntılar aslında kötüdür, çirkindir, saygısızcadır. Bazı ayrıntılar da vardır ki kafa karıştırır sonra yürek saçmalamaya başlar. Onlar da aslında çok güzeldir, temizdir sanki hani öyle inanmak istersin ister istemez. Her şeyde bir iyi niyet aramak için çabalarsın. Oysa heyhat, lafı çıktı bir kere iyi anılmıyor sen saklasan da.
İyi değil bence. Yine de üzülüyorum, sanki korumak niye? Umurumda mı, umurumda mı? Kendisi izin verdi zaten bu duruma. Çirkin çok çirkin. Bence bakamaz artık gözlerine çünkü sertleştikleri zaman yüreğin de sertleşmesini görmekten korkacak. O vakit anlayacak ve sen sonuna kadar arkasından iyi şekilde anmaya çabalasan da kimse öyle anmayacak.
Çok yazık değil mi? Kendi düşen ağlamaz ya aslında ağlar hem de çok güzel ağlar. Daha farklı da olabilirdi ama ne edelim, olması gereken buymuş. Çocuğum..
demişti en son gözlerinin içine bakarak ve rüzgarda fütursuzca dalgalanan saçlarını gözlerinden uzak tutmaya çalışarak. Elleri soğuk havadan bembeyaz kesilmişti ve damarları o soğukluğu belli edercesine ortaya çıkmışlardı. Tüm o şeyleri anlatırken yüreğinden akıttığı o soğukluk ellerine de bulaşmıştı sanki. Elinden tutsa elektrik gibi çarpacaktı onu fakat bu onun için iyi olmayacaktı çünkü dokunursa yüreği de ısınmaya başlayacaktı ve sonra gözleri yumuşayacaktı. Fakat aklı vardı. Saçlarını boşverip atkısını bir kez daha düzeltip ellerini ceplerine gömmeyi düşündü, böylece bir hamle yapamayacaktı.
O ise anlamsız gözlerle bakmakta direniyordu. Derin bir nefes aldı sanki duyduklarının ağırlığını atlatmak istercesine. Çünkü hiç bu kadar uzun konuşurken duymamıştı onu ve bu onun için yeni birşeydi. Bu durumu kavramaya çalışırken yavaş yavaş ayılmaya başladı ve o anda fark etti herşeyi. Farkındalık acı verdi. Gözlerinin dolmasını durdurmak istedi, başka bir tarafa, uzak bir yere çevirdi başını. Rüzgar soğuk ama yumuşak esiyordu. Gözleri durulduğu vakit ona doğru döndü ve o hala donuk, soğuk gözlerle pozisyonunu bozmadan bakıyor ve bekliyordu. Canı sıkıldı, üzüldü. O çok sevdiği gözlerinin bu ifadeyi almasına üzüldü ve buna kendisi sebep olmuştu. Gerçekten bunu görmekten korkmuştu. İçinden küfretti kendine. Sanki sesi kısılmış hastalar gibi konuşmaya tenezzül etti bir iki kere ama kafasında kurduğu kelimeleri birleştirip cümle haline getiremedi ve öylece susuverdi karşısında. Saçlarında dolaştırdı gözlerini, güzel kokan saçlarına, ipeksi yumuşaklığı olan saçlarına. Ah ne acıydı bir daha onlara dokunamayacak olması, kokusunu alamayacak olması. Ya o tenine ne demeliydi? Artık onun olamayacaktı, sıcaklığını alamayacaktı. Kendi elleriyle iğrenç bir şekilde başkalarına teslim ediyordu onu. Yüreğini dahi teslim ediyordu. O yürek ona ait olamayacaktı artık. Ah ne acıydı tüm bunlar. Midesi bulanmaya başladı bir anda, yüreği hızlıca çarpmaya başladı. Kısık kısık inleyebildi bir tek.
Ben, ben bilemiyorum ne desem. Şu anda midem bulanıyor sanki ve başım, bilirsin ağrıyor işte. Düzgün düşünemiyorum. Sen, işte, sen harikasın, ben bilemiyorum işte.
O bunları duyar duymaz yüreği hızlandı, donuk gözlerini kıstı ve sert bir şekilde tebessüm edip derin bir nefes alıp içine doldurduğu soğuk havayı boşalttı. Sonra da rüzgara karşı yüzünü dönerek yanından hızlı adımlarla uzaklaştı.
16 Aralık 2010 Perşembe
Kedi!
Bu kedi insanı şaşırtır, güldürür, düşündürür. Çok değişik bir kedi bu, bir kere dertli. Dertli kedi özeldir. Ne zaman bu videoya baksam hep eğlenirim.
Mama isteyen Kedi!
Bu kedinin videosunu bulamadım yüklemek için ama feysmuk hesabı olanlar izleyebilir lakin yoksa izlenebilir mi bilemiyorum, umarım izlenebilinir çünkü bu kedi candır, muhteşemdir, beni mutlu eder ve inanılmaz güldürür! Şaşkın ya!
Anladım ki kediler de mutluluk kaynağım! Bir gün dillerini çözeceğim. Var o potansiyel sanki. Miyav yahu miyav!
13 Aralık 2010 Pazartesi
Dexter'ım Morgan'ım

Bir Dexter daha geldi geçti. 6. sezonu büyük bir heyecanla beklemeye başladım bile! Bu Dexter beni kalpten öldürecek.
'Don't be sorry, your darkness is gone. I'll carry it for you. Always. I'll keep it with mine.'
'They make it look so easy. Connecting with another human being. It's like no one told them it's the hardest thing in the world.'
'Lumen said, I gave her life back, a reversal of my usual role. Well, the fact is, she gave me mine back too. And I'm left not with what she took from me but with what she brought.'
12 Aralık 2010 Pazar
Düş
Donuk gözlerle bakıyordu, kulaklarında kendini bulduğu müzik eşliğinde. Ara ara mırıldanıyordu da bu müzikleri. Kendini buluyordu ama iyi olmuyordu ruhu adına. Gereksiz düşüncelere dalmasına sebebiyet veriyordu bu durum. Düşünceler başka düşüncelere sebebiyet veriyordu üstüne üstlük. İyice işin içinden çıkılmaz hale geliyordu. Çözümlerini düşünüyordu sonra. Belki de çözüme ihtiyacı yoktu olanların. Belki de oluruna bırakmak doğrusuydu. Her işte hayır vardır diyerek iyimserliğini koruyordu ya bu sefer de öyle yapıyordu ama düşündükçe belki de bir hayrı yoktu aslında. Böylesine düşüncelerden nefret ettiğini anımsadı tekrardan. Fakat elinden ne gelirdi?
Kulakları üşümesin diye saçlarını salmıştı. Rüzgar estikçe saçlarının kokusu burnunda eriyip giriyordu içine. Neden sonra düşündü artık daha güzel koktuklarını. Daha da yumuşaklardı. Bir bebeğin saçlarına benzetti saçlarını. Bu düşüncelerin ardından yüreğini yerinden çıkacakmış gibi acılar içinden kıvranırken onu yerinde tutabilmek adına ellerini tam göğsünün üstünde bastırdı. İmkan yoktu onu durdurmaya. Çırpınıyordu yüreği. Minik elleri kocaman yüreğini yerinde tutmayı beceremiyordu. Düşüncelerini boş şeylere yormaya başladı tekrardan. Durulurdu belki yüreği diye içinden geçirerek ellerini hala göğsünde tutarak. Saçlar, kokular, güzel anılar, müzik, kediler. Ey hayat..
Etrafına bakındı o sırada. Görmek istedi. Görmek, dinlemek, fark etmek. İyi olmadı ne yazık ki bu da. Çünkü gördüklerini, dinlediklerini, fark ettiklerini sevmedi, iğrendi. Hayalindeki yere gidebilmeyi düşledi. Oraya gidip sukünet içinde yaşamayı arzu etti. Evini düşledi bu sefer. Birlikte yaşlanmak istediği insanla kuracağı o yuvasını. Kalabalık olacaklardı. Öyle düşlüyordu yuvasını. Bir yuva kalabalık olmalıydı ona göre. Bahçesini düşledi, ne de harika çiçekler dikilirdi o bahçeye. Sokakları ne de şirindi gözünde. En çok da gömme pencerelerini seviyordu evin. Evin küçük olmasını seviyordu. Biraz tadilat istiyordu elbetteki o ev ama mutluluk o evdeydi. Yüreği mutluluk ve acıyla çırpınıyordu bu sefer. Kulaklarında hala o müzikler. Müzikler ki iyi etmiyordu onu fakat ne yapsındı o soğuk havada. Bir parça kendini bulmak istemişti.
Hayat geçip gidiyordu karşısında ve o bir müddet durup düşlemek istemişti o soğuk havada. Keşke zamanı da durdurabilseydi diye iç geçirdi içinden. Üşüyordu bedeni, ısıtamıyordu kendi kendini. Hele ki yüreği çırpınırken ne mümkündü. Ah koca yüreği nasıl da masumdu, hala kötülük yeşermiyordu içinde. Donuk gözleriyle ağır ağır adımlar atmaya başladı yalnızlığına giden yoluna doğru, ağzından birkaç kere farkında olmadan dökülen cümlelerle birlikte. 'Ah yapma bunu, yapma, etme bu yüreğime eyleme böyle..'
Ve kulaklarında;
Elveda mehyaneci
Artık kalamıyorum
Bir başkayım bu akşam
Sarhoş olamıyorum.
Kulakları üşümesin diye saçlarını salmıştı. Rüzgar estikçe saçlarının kokusu burnunda eriyip giriyordu içine. Neden sonra düşündü artık daha güzel koktuklarını. Daha da yumuşaklardı. Bir bebeğin saçlarına benzetti saçlarını. Bu düşüncelerin ardından yüreğini yerinden çıkacakmış gibi acılar içinden kıvranırken onu yerinde tutabilmek adına ellerini tam göğsünün üstünde bastırdı. İmkan yoktu onu durdurmaya. Çırpınıyordu yüreği. Minik elleri kocaman yüreğini yerinde tutmayı beceremiyordu. Düşüncelerini boş şeylere yormaya başladı tekrardan. Durulurdu belki yüreği diye içinden geçirerek ellerini hala göğsünde tutarak. Saçlar, kokular, güzel anılar, müzik, kediler. Ey hayat..
Etrafına bakındı o sırada. Görmek istedi. Görmek, dinlemek, fark etmek. İyi olmadı ne yazık ki bu da. Çünkü gördüklerini, dinlediklerini, fark ettiklerini sevmedi, iğrendi. Hayalindeki yere gidebilmeyi düşledi. Oraya gidip sukünet içinde yaşamayı arzu etti. Evini düşledi bu sefer. Birlikte yaşlanmak istediği insanla kuracağı o yuvasını. Kalabalık olacaklardı. Öyle düşlüyordu yuvasını. Bir yuva kalabalık olmalıydı ona göre. Bahçesini düşledi, ne de harika çiçekler dikilirdi o bahçeye. Sokakları ne de şirindi gözünde. En çok da gömme pencerelerini seviyordu evin. Evin küçük olmasını seviyordu. Biraz tadilat istiyordu elbetteki o ev ama mutluluk o evdeydi. Yüreği mutluluk ve acıyla çırpınıyordu bu sefer. Kulaklarında hala o müzikler. Müzikler ki iyi etmiyordu onu fakat ne yapsındı o soğuk havada. Bir parça kendini bulmak istemişti.
Hayat geçip gidiyordu karşısında ve o bir müddet durup düşlemek istemişti o soğuk havada. Keşke zamanı da durdurabilseydi diye iç geçirdi içinden. Üşüyordu bedeni, ısıtamıyordu kendi kendini. Hele ki yüreği çırpınırken ne mümkündü. Ah koca yüreği nasıl da masumdu, hala kötülük yeşermiyordu içinde. Donuk gözleriyle ağır ağır adımlar atmaya başladı yalnızlığına giden yoluna doğru, ağzından birkaç kere farkında olmadan dökülen cümlelerle birlikte. 'Ah yapma bunu, yapma, etme bu yüreğime eyleme böyle..'
Ve kulaklarında;
Elveda mehyaneci
Artık kalamıyorum
Bir başkayım bu akşam
Sarhoş olamıyorum.
Soğuk havada rüzgardan seni koruyacak kimse yoksa, üşüyen ellerini eldiven de dahi ısıtamıyorsa, kulaklarında bile sıcak bir gülüş duyamıyorsan, konuşurken yüreğin sızlıyorsa, duyduğun bir sözcük gözlerini dolduruyorsa, okudukların ruhunu burkup seni düşüncelere sürüklüyorsa, herşeye şükredip yine de acı duyuyor ve bir boşluk içinde yaşadığını fark ettiysen, sürekli kendini kandırıyorsan işin zor demektir. Ama umutsuz değil..
7 Aralık 2010 Salı
Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı seyi düsünüyorüz belki
Gulüserek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu bulduça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda.
Nahit Ulvi Akgün
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı seyi düsünüyorüz belki
Gulüserek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu bulduça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda.
Nahit Ulvi Akgün
6 Aralık 2010 Pazartesi
Al bir de burdan yak
Sevdiğin kişinin sana olan sevgisini anlaman için canını yak. Çünkü kimsenin canı yanmadıkça sana gerçek yüzünü göstermez.
William Butler Yeats
Çok şey söylenebilir ama lüzum yok. Can bu, nasıl yaktığına bağlı..
William Butler Yeats
Çok şey söylenebilir ama lüzum yok. Can bu, nasıl yaktığına bağlı..
5 Aralık 2010 Pazar
3 Aralık 2010 Cuma
Necatigil
O An
Birden hatırlarsın,
O da seni - - birden bazan:
Nerde, ne yapar şimdi
Parlar bir özlem anılar arasından.
Bu akşam ne garip sözcük
Sanki ilk duydum, yadırgıyorum:
Akşam. Bilmem bulur muyum
Yollara baksam?
Söner yangın birazdan
Yatışır özlem.
Bir gün karşılaşırız
Bir gün, bir yarım akşam.
Behçet Necatigil
Yıldızlar
Seni karanlıkta yatırıyorlar.
Korkuyorsun geceden:
Bakıp bakıp pencereden,
Yatağına sokuluyorsun.
Ben hep eski yerimdeyim, biliyorsun.
Hava açık olduğu zamanlar
Beni seyrediyor, seviniyorsun.
Ne olurdu, ben de,
Sana göründüğüm şekilde
Odana gelseydim.
Ateşböcekleri gibi,
Küçücük avucunda
Yanıp yanıp sönseydim.
Seneler geçip gider, büyürsün.
Bir gün olur, hepsi biter:
Endişeler, o çocuk üzüntün
Hepsi biter.
Aydınlanır seninçin geceler,
Güneş gibi görünürsün.
Biraz sabır, küçük çocuk, biraz sabır.
Ama, Allahın koyduğu yerde,
Yıldızlar daima yalnızdır.
Behçet Necatigil
Birden hatırlarsın,
O da seni - - birden bazan:
Nerde, ne yapar şimdi
Parlar bir özlem anılar arasından.
Bu akşam ne garip sözcük
Sanki ilk duydum, yadırgıyorum:
Akşam. Bilmem bulur muyum
Yollara baksam?
Söner yangın birazdan
Yatışır özlem.
Bir gün karşılaşırız
Bir gün, bir yarım akşam.
Behçet Necatigil
Yıldızlar
Seni karanlıkta yatırıyorlar.
Korkuyorsun geceden:
Bakıp bakıp pencereden,
Yatağına sokuluyorsun.
Ben hep eski yerimdeyim, biliyorsun.
Hava açık olduğu zamanlar
Beni seyrediyor, seviniyorsun.
Ne olurdu, ben de,
Sana göründüğüm şekilde
Odana gelseydim.
Ateşböcekleri gibi,
Küçücük avucunda
Yanıp yanıp sönseydim.
Seneler geçip gider, büyürsün.
Bir gün olur, hepsi biter:
Endişeler, o çocuk üzüntün
Hepsi biter.
Aydınlanır seninçin geceler,
Güneş gibi görünürsün.
Biraz sabır, küçük çocuk, biraz sabır.
Ama, Allahın koyduğu yerde,
Yıldızlar daima yalnızdır.
Behçet Necatigil
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)