Donuk gözlerle bakıyordu, kulaklarında kendini bulduğu müzik eşliğinde. Ara ara mırıldanıyordu da bu müzikleri. Kendini buluyordu ama iyi olmuyordu ruhu adına. Gereksiz düşüncelere dalmasına sebebiyet veriyordu bu durum. Düşünceler başka düşüncelere sebebiyet veriyordu üstüne üstlük. İyice işin içinden çıkılmaz hale geliyordu. Çözümlerini düşünüyordu sonra. Belki de çözüme ihtiyacı yoktu olanların. Belki de oluruna bırakmak doğrusuydu. Her işte hayır vardır diyerek iyimserliğini koruyordu ya bu sefer de öyle yapıyordu ama düşündükçe belki de bir hayrı yoktu aslında. Böylesine düşüncelerden nefret ettiğini anımsadı tekrardan. Fakat elinden ne gelirdi?
Kulakları üşümesin diye saçlarını salmıştı. Rüzgar estikçe saçlarının kokusu burnunda eriyip giriyordu içine. Neden sonra düşündü artık daha güzel koktuklarını. Daha da yumuşaklardı. Bir bebeğin saçlarına benzetti saçlarını. Bu düşüncelerin ardından yüreğini yerinden çıkacakmış gibi acılar içinden kıvranırken onu yerinde tutabilmek adına ellerini tam göğsünün üstünde bastırdı. İmkan yoktu onu durdurmaya. Çırpınıyordu yüreği. Minik elleri kocaman yüreğini yerinde tutmayı beceremiyordu. Düşüncelerini boş şeylere yormaya başladı tekrardan. Durulurdu belki yüreği diye içinden geçirerek ellerini hala göğsünde tutarak. Saçlar, kokular, güzel anılar, müzik, kediler. Ey hayat..
Etrafına bakındı o sırada. Görmek istedi. Görmek, dinlemek, fark etmek. İyi olmadı ne yazık ki bu da. Çünkü gördüklerini, dinlediklerini, fark ettiklerini sevmedi, iğrendi. Hayalindeki yere gidebilmeyi düşledi. Oraya gidip sukünet içinde yaşamayı arzu etti. Evini düşledi bu sefer. Birlikte yaşlanmak istediği insanla kuracağı o yuvasını. Kalabalık olacaklardı. Öyle düşlüyordu yuvasını. Bir yuva kalabalık olmalıydı ona göre. Bahçesini düşledi, ne de harika çiçekler dikilirdi o bahçeye. Sokakları ne de şirindi gözünde. En çok da gömme pencerelerini seviyordu evin. Evin küçük olmasını seviyordu. Biraz tadilat istiyordu elbetteki o ev ama mutluluk o evdeydi. Yüreği mutluluk ve acıyla çırpınıyordu bu sefer. Kulaklarında hala o müzikler. Müzikler ki iyi etmiyordu onu fakat ne yapsındı o soğuk havada. Bir parça kendini bulmak istemişti.
Hayat geçip gidiyordu karşısında ve o bir müddet durup düşlemek istemişti o soğuk havada. Keşke zamanı da durdurabilseydi diye iç geçirdi içinden. Üşüyordu bedeni, ısıtamıyordu kendi kendini. Hele ki yüreği çırpınırken ne mümkündü. Ah koca yüreği nasıl da masumdu, hala kötülük yeşermiyordu içinde. Donuk gözleriyle ağır ağır adımlar atmaya başladı yalnızlığına giden yoluna doğru, ağzından birkaç kere farkında olmadan dökülen cümlelerle birlikte. 'Ah yapma bunu, yapma, etme bu yüreğime eyleme böyle..'
Ve kulaklarında;
Elveda mehyaneci
Artık kalamıyorum
Bir başkayım bu akşam
Sarhoş olamıyorum.
2 yorum:
Bu öykü gerçek bir duygusal haykırış.. Aşağıdaki şarkıyı armağan ediyorum. Altın kalpli ve duyg yüklü dostalar..
http://fizy.com/#s/1aiqrp
Teşekkür ederim! :)
Yorum Gönder