30 Mayıs 2011 Pazartesi

Bir hikaye

Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için
hızla yürürken, ayağımın ucun...da bir cüzdan gördüm..
Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye
acele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri
yıpranmış eski bir zarftan başka birşey yoktu...

Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi
yerinde bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu
bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için
zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım.
Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda,
özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve "Sevgili Michael"
diye başlıyordu.. Ve "Annesi yasakladığı için
onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak
devam ediyor.. "Ama sakın unutma, seni daima
seveceğim" diye bitiyor.. İmza.. Hannah!..

Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun
yazıldığı kişinin birinci adları vardı. Eve gider gitmez
hemen telefon idaresini aradım.Görevli kisi, kendisine
bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını
vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat
ısrarım karşısında: "Belki, size yardımcı olabilirim" dedi.
"Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar
Kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.."
dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi..
"Bağlıyorum efendim." Telefonda, karşıdaki hanıma
"Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum.

"Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden
aldık" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.."
"Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip
ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin
adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş..
Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki ordan
bilirlermiş.. "Bunların hepsi aptalca aslında" dedim
kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce
yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak
için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı..

Bir kadın "Şimdi Hannah'nın kendisi bir huzurevinde"
dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim.. Ses;
"Evet, Hannah burda yaşıyor" dedi.. Saat ona geliyordu
ama hemen yola çıktım, Hannah'yı görmek için..
Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş
saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl
ışıl ama.. Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip..
Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi,
"Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle
seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu
meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm
diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha..
"Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz
ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.." Bir ufak
sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.."
İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden..
"Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki.."
Hannah'ya teşekkür edip odadan çıktım.

Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız
"Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size" dedi.." Hiç
değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim..
Cüzdanı elimde sallayarak.. O sırada yanımda dikilip duran
hademe bağırdı.. "Hey baksana.. Bu Bay Michael'ın
cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde
görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten..
Üç kere ben buldum, koridorlarda..

"Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım
tekrar asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında
kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi.
Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle "Evet
bu benim cüzdanım" dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş
sırasında kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum."
"Hiçbirşey borçlu değilsiniz" dedim. "Ama özür dilerim.
İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum."
"Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadım.
Hannah'yı da buldum.." "Buldun mu? Nerde? İyi mi?
Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle.."
"Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavaşça.. "Bana onun
telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım."
Elime sımsıkı sarıldı.. "O benim tek aşkımdı.. Onu
öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup
geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti."
"Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.."

Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı açıktı.
Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu..
Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu.. "Hannah"
dedi.. "Bu bay'ı tanıyor musun?" Gözlüklerini
ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden..
"Michael" dedi, Michael, kapıda, kısık sesle..
"Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?.."
"Michael" diye yutkundu Hannah. "İnanmıyorum..
Bu sensin. Benim Michael'ım." Michael
Hannah'ya doğru yürüdü yavaşça. Sarıldılar.
Hemşire yanıma geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı..
"Gördün mü, bak?" dedim "Yaşamda, yaşanması
gereken herşey, er ya da geç, birgün kesinlikle yaşanacaktır."
***
Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar.
Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim?

Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael
beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık
bej elbisesi içinde çok güzeldi. Michael de
lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı.
Bir nikah tanığı olarak söylüyorum bu gözlemlerim.


Aşklarını onsekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan
76 yaşındaki gelin ile 79 yaşındaki damadın nikahında
keşke siz de bulunsaydınız… Altmış yıl önce bittiği
sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığı
yerden nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız.



Mektup güzel şey. 1 tane olması bile yeter. Ama..Neyse..Öyle işte. Güzel hikaye.

Dipçiknot. Yazıyı olduğu gibi kopyaladım kusura bakmayın, düzenlemekle uğraşasım gelmedi. Sonuç olarak okunabilmesi önemli.

22 Mayıs 2011 Pazar

Bana Sarılır mısın?

Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…

Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.

Tek bir söz olmasa gerek ki, okuyacağımız alıntıya… Kendimize bile inkar edemediklerimiz, bir erkeğin hislerinden, ruhundan ve kalbinden kağıda dökülmüş.

Gerçeklerin tüm sızısı ile…

Yeryüzündeki birçok cümle içinde benim canımı en yakanlarından biri, bir kadından duyacağım şu kısa cümledir.

- Erkekler benden korkuyor.

Bunu duyduğumda, "yalnız bir kadınla" karşı karşıya olduğumu anlarım.

Mutsuz olduğunu da...

Son zamanlarda, beğendiği erkeklerden istediği cevapları alamadığını da...

Akşam çökerken, karlı dağların arasından ilerleyen adam ıssız bir yamaca dayanmış bir ev görür.

Eve yaklaştığında kapı açılır ve elinde tüfeğiyle, düşman bakışlı genç bir kadın belirir.

- Hemen git buradan, der, yoksa ateş ederim.

Adam yorgundur, açtır, uykusuzdur, yaralıdır.

Sadece o geceyi geçirecek bir yer aradığını, kötü bir niyeti olmadığını anlatmaya çalışır ama kadın hep aynı cümleyi tekrarlamaktadır.

- Hemen git buradan, yoksa ateş ederim.

Kadının kararlı olduğunu gören adam çaresizce arkasını dönüp yürümeye başlar. Kadın, ya adamın yıkılmak üzere olduğunu anlatan bitkin yürüyüşüne acıdığından ya da adamın gerçekten sığınmaktan başka bir niyeti olmadığını sezdiğinden arkasından seslenerek çağırır.

- Gel.

Adamı eve alır. İçerde bir de bebek vardır.

Yemek ısıtıp adama verir. Sonra ona, alet edevatın durduğu soğuk bir odada yer gösterir.

Adam o kadar yorgundur ki, bir yatağın olmamasına aldırmaz, yere bir battaniye serip yatar.

Biraz sonra kapısı açılır ve geceliğiyle kadın gözükür.

- İstersen, der, içerde yatabilirsin.

Adam eşyalarını toplayıp içeri girer, kadının yatak odasında ne yapacağını bilemeden ayakta durur.

Kadın, adama bakar,

- Yanıma yatıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın?

Adam kadının yanına yatar, kadına sarılır. O halde birlikte uyurlar.

Amerikan İç Savaşı'nda yaşanan dramları anlatan filmdeki birçok acı içinde galiba beni en çok etkileyen, kocası savaşa gittikten sonra o dağ başında yapayalnız yaşayan kadının o cümlesi oldu.

- Yanıma yatıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın?

Acaba kaç kadın, sadece bir sarılışı özlediği için aslında pek de istemediği sevişmelere razı olmuştur? Acaba kaç kere, sarılıştan sevişmeye, şefkatten şiddete çok geniş bir yelpazeye yayılmış olan tensel arzularının çeşitliliğini, sadece bir tek tensel arzu bilen erkeklere anlatamadıkları için, erkeklerin sevişme isteklerine evet deyip, o sevişme içinden kendi ihtiyaçlarını almışlardır?

Hem ruhları hem tenleri, duyguların ve dokunuşların binbir çeşidine açık ve duyarlı olan kadınlar hayatın içinde tek başlarına kaldıklarında, hissettikleri yalnızlık bir erkeğinkinden çok daha yoğun ve derin olur.

Erkeklerin duygu ve ten dünyası geniş bir çimenlik gibi dümdüz uzanırken onlarınki, içinde çiçeklerin, ağaçların, sarmaşıkların, çeşitli otların, bitkilerin büyüdüğü karmaşık bir bahçe gibi yayılır, bu bahçeye bir el değmediğinde yabanileşip vahşileşir, birçok duygu yeterince sulanmadığında solgunlaşır, sarmaşıklar zehirli bir telaşla etrafa yayılır.

İçlerinde gezdirdikleri o ıssız bahçelerden yükselen yabanyemişi kokularının keskinliğini, seslerinin hafifçe solduğunu, neşeli gülüşlerin altında bir hüznün ve asla itiraf edilmek istenmeyen bir ürkekliğin fısıltısının titreştiğini hissedersiniz.

Çalınmayan bir piyano gibi dururlar hayatın içinde, tuşlarının tozlanacağından, bir daha hiçbir zaman o eski parlak tınılarının duyulmayacağından endişe ederler.

Geceleyin, gün boyu hangi kimlikle dolaşıyorlarsa o kimlikten soyunup yalnız bir kadın olduklarında, yataklarına yorgunca otururlar.

Yatağın kenarında, yorganın altına girmeden önce bir an hayatlarını düşünürler.

Bir yerde bir hata yapmış olduklarına dair isimsiz ve nedensiz bir pişmanlık belirir içlerinde.

Bütün o ruhsal ve tensel istekleri onlara birer düşman gibi gözükür.

O istekleri zaman zaman inkar etmek isterler ama hiçbir zaman başarılı olamazlar.

Ve bazen, yalnızlıktan ürküp, asla yapmayacakları na inandıkları yanlışları yaparlar.

Yeryüzündeki birçok cümle içinde benim canımı en yakanlarından biri, bir kadından duyacağım şu kısa cümledir.

- Erkekler benden korkuyor.

Bunu duyduğumda, "yalnız bir kadınla" karşı karşıya olduğumu anlarım.

Mutsuz olduğunu da...

Son zamanlarda, beğendiği erkeklerden istediği cevapları alamadığını da...

Anlarım ki, telaşlı ve bu telaş yüzünden kendini üzecek hatalar yapıyor.

İstediğinde ona "sadece" sarılacak, istediğinde başkalarına hiçbir zaman gösteremeyeceği arzularının "karanlık" yanlarını onu hiç yargılamadan, aynı zevki alarak paylaşacak, istediğinde ona şiddetle istediğinde şefkatle dokunacak; onun kuşkularla çırpınan ruhunu bazen bakışlarıyla, bazen usul sesiyle yatıştıracak, duygularının ve teninin kat kat yükselen teraslarında onunla dolaşacak birini arayıp da bulamadığında...

İşte o zaman, telaşlı ve tedirgin ruhu, biraz hoşuna giden bir erkeği bütün isteklerini anlayıp paylaşacak biri olarak görecek, o erkeğin gerçek yüzünü duygular dünyasının büyülü çanağında kendi istediği yüze çevirecektir ve, hemen ona doğru koşacaktır.

Erkek ise, onun kendisini nasıl gördüğünü hiç anlamayacaktır.

Onun kendisinden ne istediğini de...

Kendisine yaklaşmak, yakınlaşmak isteyen kadına, zihninin tek penceresinden bakacak, onun şefkat dolu bir sarılıştan dostça bir sohbete kadar yayılan geniş arzularını tek bir arzunun, tensel bir ihtirasın işareti olarak görecektir.

Karşılıklı acıklı bir yanılgı yaşayacaklardır.

Tuhaf bir çarpılmayla, hayatta belki de en çok sevdiği şey olan kadın vücudunu binlerce yıllık alışkanlıklarla zihninin ele geçmez derinliklerinde "günahkarlık ve ayıp"la bir tutan erkek, kendisini beğenen kadının isteklerini küçümseyecektir.

Kendisine bütün arzuları ve sıcaklığıyla gelen kadını yalnızca vücudundan tutacak, onun ruhuna ve duygularına hiç aldırmayacak, kendi erkekliğinin çekiciliğine hayran kalırken kendisini beğenen kadının zekasını da, ayrıcalıklı özelliklerini de pek fark etmeyecektir.

Her zaman olmasa da genellikle telaşlı "yalnız kadınlarla" erkekler arasındaki oyun böyle oynanacaktır.

Kadın, ilk sevişmeden sonra telefon neden çalınmıyor diye kuruntular içinde kendi kendini yerken, erkek iyice doymuş egosuyla mutlu bir gergedan yavrusu gibi bir ağacın dibinde uykuya çekilecektir.

Kadın beğenilmediğini sanacak, kadınlığının, çekiciliğinin, zekasının yetersiz olduğu kaygısına kapılacaktır.

Ağacın altında mutlu uykusuna yatmış gergedan yavrusunun başına gidecek, "Sen beni tam anlayamadın, ben aslında çok zeki, çekici bir kadınım" diye anlatmaya başlayacaktır.

Erkek bunu da anlamayacaktır.

O, kadının gene aynı istekle geldiğini düşünecektir.

Bir keman virtüözüyle bir sağırın ilişkisine dönüşecektir ilişkileri, kadın kemanının bütün seslerini duyurmak için uğraşacak ama bu sesler erkeğin içine ulaşmayacaktır.

Kadının telaşı bundan sonra daha da artacaktır.

Birçok güzel, başarılı, ünlü kadının hiç beklenilmeyen skandalların, kendisini utandıracak olayların parçası olmasında, sanırım, onun "kötü bir kadın" olmasından çok "yalnız bir kadın" olmasının payı vardır.

Belki de sadece, "Yanıma uzanıp, başka bir şey yapmadan bana sarılır mısın" demek istemiş, çok özlediği bir sarılış karşılığında beklenmedik maceraların parçası haline gelmiştir.

Yalnız kadın olmak zordur.

Ruhundan, teninden, vücudundan yayılan bir istekler senfonisinin hiç duyulmaması, bütün bu seslerin bir dinleyicisi olmaması, onu bomboş bir salonda konser veren büyük bir orkestra gibi kederlendirir.

Üstelik erkekler, onun incelikli arzularının, özlemlerinin farkında bile değildirler.

Onun bir başka insanın belki de sadece sıcaklığını hissedebilmek için attığı adımlara küçümseyerek bakarlar.

O kadınların birçoğu, böyle bir küçümsenmenin hedefi olmamak için hayatın içinde ya olduğundan çok soğuk, ya olduğundan çok daha saldırgan ve alaycı yaşamak zorunda kalır.

Yalnızlık, gittikçe derine işleyen bir pas gibi kimliklerini kemirir, onları başkalaştırır.

Onların bütün varlıklarından yükselen senfonilerini duymaz kimse.

Seslerine kulak verenler de genellikle o seslerin arasından sadece bir tanesini duyarlar. Bu, korkutur onları. "Yalnız bir kadın" olmak, yalnızlığın kendisinden bile daha ürkütücü hale gelir.

Halbuki, birçok güçlü isteğin içinde belki de en çok istedikleri, söylemeyi en çok arzuladıkları, o basit cümlede gizlidir.

- Yanıma yatıp, başka hiçbir şey yapmadan bana sarılır mısın?

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Madame Bovary

'Ama ben olsam, bir tek gülümseme, bir tek bakış için, senin: teşekkür ederim dediğini duymak için her şeyi verirdim; her şeyi satardım, ellerimle çalışırdım, yollarda dilenirdim. Sanki daha önce de bana yeteri kadar acı vermemişsin gibi şurada, koltuğunda rahat oturuyorsun, değil mi? Biliyor musun ki, sen olmasaydın ben mutlu yaşayacaktım! Seni buna kim zorladı? Bahse mi girmiştin? Sözde, beni seviyordun, öyle söylemiştin. Az önce bile..Ah! beni kovmak daha hayırlıydı. Ellerimde hala dudaklarının sıcaklığı var. Halının üzerinde, dizlerimde bana sonsuz aşk yeminleri ettiğin yer işte şurada. Beni de inandırdın. iki yıl beni en muhteşem, en tatlı hayal içinde sürükledin. Ya yolculuk tasarılarımız, hatırlıyor musun? Ah! mektubun, mektubun! Kalbimi parçaladı.'

Sonunda öldürdü kendini. Öldürdü ve dünyevi kederlerin, acıların yarattığı buhrandan kurtuldu. Öyle ki ölümü bile acı içinde oldu fakat ne olursa olsun artık hepsi dinmişti.

'Ah! ölüm pek önemsiz bir şeymiş.'

16 Mayıs

Unutmamıştım, sadece kuru bir not bırakmak istememiştim bugün için. Sürekli aklımda ne ve nasıl yazacağım konusunda birşeyler düşündüm ama gel gör ki yumurta kapıya dayanınca pek çaresizce o anda ne düşüyorsa yüreğime, aklıma öylece yazıvermeye karar verdim. Aslında bir süprizim de olacaktı, fakat ben böylesine üşengeç ve böylesine durgun ve düşünceliyim şu vakitler.

Kuzenimsin, kardeşimsin (kızım kan grubuna tüküreceğim. Evlatlık) bilirsin işte, aslında sevgimi pek anlatmama da lüzum yok.

Telefon faturalarımızın kabarık geldiği zamanlar oldu. İnternetle tanıştığımız zamanda bitmek bilmeyen muhabbetlerimiz oldu. Birbirimizde kaldığımız günlerde bitmek bilmeyen embesilce işlerimiz de oldu. Hele bir gece yemeklerimiz vardı, unutmak namümkün. Sahi, benim iştahım hep seninleyken açılırdı. Senin sebebiyet verdiğin iştah açılma olayını severdim. Karşılıklı oturup midemizi doyururduk, bir de kıkırdamalarımızla uyuklayanları huzursuz ederdik.

Her neyse, boşverelim şimdi şu geçmişi. Anlatmama gerek yok ki bildiğin şeyleri değil mi? Benim amacım laf olsun dorba dolsun, e az biraz da duygusallık yoksa ne yani. Ehem öyle işte. Mazur gör beni kuzen, bilirsin benim alaycılığımı. Nedense sevdiklerime karşı böylesine uyuzluk yaparım. Bakma benim vurdumduymaz gibi duruşuma, aslında beni iyi tanırsın.

Zaman akıyor kuzen ve benim seninle kurduğumuz Çanakkale hayalim gerçekleşmemişti. Sen tek başına gitmiştin oraya okumak için. Bense kalakalmıştım bu aynı huzursuz şehirde. Öyle ya aslında birlikte kurduğumuz ne hayaller var(dı) ve bunları birlikte yapamamış olmak beni her daim üzüyor. Bir gün deyiveriyorum, bir gün olacak. Bir bir olacak ve biz kederlerimize ortak olduğumuz gecelerdeki gibi kedersiz geçen güzel günlerimizle şenleneceğiz. O vakitler gelecek, gelmeli.

Hayat bizi bir arada tutmazsa hüzünlenirim kuzen. Ama yapacak ne olur bu durumda? Herkes kendi hayatının peşinde koşmaz mı. İşte bak, sen de biliyorsun bunu. İkimiz de kendi yolumuza yollanacağız. Sadece arada bir 'hoşgeldinler'i ve 'hoşçakallar'ı dillendireceğiz mutlu ve üzgün bir biçimde. Kim bilir ki, belki de bunlar olmayacak. Hani 'Allah je veliki jedan' misali. Bildin?

Daha fazla şey yazıp kendi kendimin gözlerini doldurmaya niyetli değilim bilesin. Zaten başka da ne yazacağımı bilemiyorum. Kendimce laf eyledim burda. Bir de bir yerden alıntı bir söz aklıma geleydi şu an pek bir güzel final vuruşu yapardım da aklımın densizliğine yor ve sevin. Belki de fena birşey diyebilirdim. İyisi mi böyle kalsın ve;

Günün (her ne kadar bitiyor da olsa) güzel geçmiştir ve geçiyordur umarım. Bugün senin günün, doğum günü veledi. Daha beraberce böyle ayrı gayrı olmadan kutlayacağımız nice gzel doğum günlere diyerek; kutlu mutlu ve sağlıklı olmasını diliyorum. Geri kalan dilek kısmısını da sana bırakıyorum. Ne diliyorsan olsun gitsin. (Benim için de dilek dile :shf)

Hadi öpüyore, seviyore, sarılıyore. (tükürüklü öptüm) Selametle.

Azura'n.