14 Ağustos 2011 Pazar

Homurdanan insan

Ağır adımlarla tren istasyonuna varmıştı. Öteye, ötelere götürmüştü ayakları onu. Işığın az geldiği, kimselerin oturmadığı bir yere çökmüştü. İki adet uzunca bank vardı oturduğu yerde. 4-5 kişi sığardı bir tanesine. Ötekine de bir o kadar herhalde. Bir başka oturulacak yerde de öyle. Kendince hesap yaptı. 4 bank, 10 bank, 15 bank. Hepsine oturulsa nerdeyse 75 insan olacaktı çevresinde. Bunun düşüncesi ona birşey ifade etmedi. Öylesine hesap yapmıştı işte. 3-5 insan geçiyor, tepeden tırnağa onları süzüyor ve yine eski haline dönüyordu. Her seferinde insanlar yanından geçiyor ve o, tüm bu geçen yüzleri yakalamaya çalışıyordu. Tek tek hayatlarını düşlemek için beynini zorlama girişimlerinde bulunurdu. Bazen bundan da sıkılır kimseye bakmazdı. Çocuklaşıp trip atası geldiğinde de yapamazdı bunu.

Homurdandı tüm bu düşünceler aklının bir köşesinden hızlıca akıp geçiyorken. Dudaklarını ufaktan aralıyıp anlamsızca birşeyler geveledi ardı ardına. Sanki söylediklerini kendi dahi duymak istemiyormuşçasına.

Tepeden gelen loş ışığın altında kolunda duran saatine odakladı gözlerini.

Bekliyordu, öylece zamanın gelmesini bekliyordu. Aynı zamanda bir mucize olmasını bekliyordu aslında olmayacağını bilerek. Akşamın o saatinde anlamszıca evinin yakınına götürecek olan o eskimiş treni bekliyordu bankta oturarak. İnsanlar geçiyor, yanına oturmuyor ve oturmadıklarına memnun oluyordu. Fakat geçenlere burun kıvırıyordu sürekli. Geçmelerini istemiyor hatta geçerken göz ucuyla ona baklımasını istemiyordu. Hepsini görüyordu, fark ediyordu ve rahatsız oluyordu.

Saate döndü yine gözleri. 'az kalmış, iyi' deyiverdi kendine. Sanki sesli söylemese bunun farkına varamayacakmış gibi hissetti kendini. Buna da homurdandı bu sefer. Durup durup homurdanıyordu sürekli memnunsuz bir tavurla.

Pislik sivrisinekler bile rahat bırakmıyorlardı onu. Isırılan yerleri kaşıdıkça kaşıyası geliyordu bu da onu çileden çıkartıyordu.

Yine homurdandı.

Yakınında birisi olsaydı ona önyargıyla yaklaşacak ve ne kadar da sevimsiz bir insan olacağını düşünecekti herhalde. 'Ah, pek can sıkıcı' diye aklından geçiverdi saniyelik bir anda.

tüm bu düşünceler akıp geçerken parlak bir ışık huzmesi gördü ilerden, yukarıdan. Beklediği mucize olabilir mi diye gözünü dikmişti.

Durdu, dikti, durdu, dikti ve homurdanarak ayaklandı.

'Sadece evime gideceğim bir trenmiş' diyerek içinden 'ne kadar da ahmağım' diye söylendi. Bacaklarındaki sivrisinek kaşıntılarıyla ayakta 25 dakika dikildi ve durağında inip gecenin karanlığında gözden kayboldu.

4 yorum:

CaRtMaNtR dedi ki...

iyiki trenle seyahat etmiyorum dedim resmen :)

Azura dedi ki...

Aa üstüme iyilik sağlık densize bak hele. :P Çoayıb, böyle şeyler söylememelisin. :P

CaRtMaNtR dedi ki...

ben vapur insanıyım ne yapayım :)

Azura dedi ki...

Ahah pekala, pekala doğru. :D