Bilmem kaçıncı kez dinliyordum seni. Her dinlediğimde gözlerimin dolmasına sebep oluyordun. Ama sadece sen de değildin. Neyse.
Aralık duran pencereden süzülen rüzgar, perdelere çarpıp bana ulaşıyordu. Usul usul yalayıp yüzümü uzaklaşıyordu tenimden.
Ve ben: "Al beni rüzgar götür yare, dumanlıdır başım.
Deniz bilir, dağ bilir, yalnızlığımı bilir."
diyordum.
Durup dinliyorum ardından. Oturup bakınıyorum olduğum yere. Çakılıp kaldığım yere. Ne gidebilmeyi göze alabildiğim, ne de kalmaya yüreğimin yettiği bu yer.
"Yurtsuzum bu gece"
Doluyor gözler izin sormadan. Masama dökülüyorlar damla damla.
Kitaplı, kalemli, defterli masam yarı düzenli duruyor önümde. Fesleğen kokulu masam. Burnumu delip geçiyor fesleğenler. Her elimi sürttüğümde buram buram kokutuyor bu minik odayı. Yazdığım, çizdiğim, okuduğum masam. Yılların aşındırdığı çocukluk anılarım.
Memleket kokulu yarimi özlüyorum her gün. Memleket bakışlı sevgilimi.
Ve yanımda olamayan kederli bakışlımı.
"Yatar gül harmanı gibi, canımın dermanı gibi.
Her yanında çiçek açmış, binboa ormanı gibi."
dizeleri dökülüyor dudaklarımdan her defasında.
Ellerini öpmelere hasret kaldığım.
Ve işte:
"Fanisin dünya fanisin, insanların mekanısın.
Öyle bir mekansın ki, yayla misalisin."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder