Kitap okumaktan gözleri bulanmış bir şekilde bir hayli sayfa okuduğunu fark ettiği an duvarında asılı duran antika saate gözlerini çevirmişti. Zamanın bu denli hızlı akmış olma ihtimali onu mütemadiyen şaşırtmaktaydı ve yine şaşırtmıştı. Nasıl da kendini heyecanlı bir şekilde okuduğu kitaba kaptırıvermişti. Bu düşünceyle elindeki harika kitaba ara vermek gerektiğine karar vermesi saati gördüğü anda olmuştu. Fakat kucağında bıraktığı kitaba hala doyamamış olacak ki yeniden eline alıp ara ara kurcalamaya başlaması her daim yaptığı bir şey olduğundan yine tekrar etmiş ve her daim yaptığı gibi yine koklayarak geri kapatmıştı. Artık kokusunu da içine çektiğine göre bulanık gözlerle kitabı eline alıp oturduğu yerden ayaklanıp odasına yöneldi. Her gece gibi bu gece de geç yatmış ve bünyesi artık bu geç yatmalara alışmış olduğundan dolayı uykusu gelse dahi uyumuyor, geç vakte kadar kitap okuyordu.
Odasının soğuğunu almamak için hızlı bir şekilde yatağına kıvranıvermişti. Kendine sarıp sarmaladığı yorganın altında vücut ısısının kenndisini ayarlamasını yerinden hiç kıpırdamadan beklemeye koyuldu. O esnada da vücut ısısı harika bir kıvama geçtiği vakit uykuya dalacaktı. Fakat uyku uyuması mümkün görünmüyordu zira göz kapakları açık kalmak için direnmekteydi. İçinde neler oluyordu böyle diye düşünmekten kendini alamıyordu. Yoğun bir hüzün, yoğun bir telaş ve yoğun bir heyecan duymaktaydı o anda her nasılsa. Sanki bu duygular onu uykuya yatırmaktan alıkoyuyor gibiydi. Koyun saysa işe yarar mıydı bilmiyordu çünkü daha önce öyle bir teşebbüste bulunmak gereği görmemişti kendinde. Ama şu anki hissettiği duygular öncekilerle benzer dahi olsa bile, ona yine enteresan geliyor ve farklıymış hissi uyandırıyordu. Öyle ki içinde yoğun bir ağlama isteği duymaktaydı fakat gözünden bir damla dahi akmıyordu. Sanki bunun için birkaç gün daha beklemesi gerekecek gibiydi.
Vücudunun henüz ısısını ortaya çıkardığı vakit heyecanlı bir şekilde ayaklanıp sıcak odaya yönelip antika saatin bulunduğu yerdeki koltuğa ilişiverdi. Karışık duygularla karışık şeyler düşünmeye başlayıverdi. Fakat gözlerini saatten ayırmıyor, akreple yelkovanın rakamların ardında birbirini kovalayışını seyrediyordu.
Zaman her zamanki gibi olduğu hızıyla muntazam bir şekilde akıp gitmekteydi. Kimisine göre ama yavaş ama hızlıydı. Fakat çoğuna göre hızlıydı. Öyle ya, hayat telaşı yüzünden her birimiz zamanın hızlı akmasını suçluyorduk fakat asıl suçlamamız gereken kendimiz olduğunu göremez, yahut gördüysek bile itiraf edemez olduk.
O da, bu yaşına kadar gördüğü, işittiği, yaşadığı şeyleri düşünmeye başlamıştı. Ne hikmetse dünümüzü çabuk unutuyorduk ve en enteresan olanı da, yaşadığımız iyi anları pek iyi hatırlayamaz oluşumuzdu. Fakat hatıratımızda en kalıcı olanlar elbette ki en kötü anılarımızdı ki bu easında kimselerin hatırlamak istemediği şeyler olmaktaydı. Oysa o olumsuz şeyler aslında bizi biz yaparken, onları ortadan kaldırmamız bizim benliğimizi de ortadan kaldırmak demekti. Yaşadığımızla değil de yaşattığımız biçimde hatırlanmak aslında ne kadar da doğruydu. Hani aldığınız bir hediye, bir övgü, bir sevgi, bir yardım, bir kötü niyet, bir kötü söz, bir dedikodu sizi nasıl etkiliyorsa sizin de aynı tutumlarınız bir başkasını etkilemekteydi işte. O yüzdendir ki bize yaşatılan her ne ise bizim de yaşattığımız şey o kişiyi de o şekilde etkilemekteydi. Kaldı ki o son bizim beynimize o şekilde kazınıverir ve bu yıllar yılı böyle sürüp gider.
Birden duyulan öfke, bir ah etme, bir kırgınlık da onu öylece üzmüş, kendisine yapılan saygısızlıktan dolayı ve içinde barındırdığı gururu yüzünden değişik duygu sellerine kapılmıştı. Birbirimize bu denli muhtaç varlıklar olmasaydık, insanoğlunun pek az bulunduğu bir yere yerleşme fikri pekala hayata geçebilecekti. Fakat hem seviklerini, kan bağlarını, onu sevenlerini bırakamama düşüncesi tüm bu fikre engel olmaktaydı. Aksi halde başını alıp gitmeler daha kolay olacaktı.
Saat, zaman, hızlı, geçmiş, gün, gelecek, boşluk, hüzün, heyecan...
Tüm bunların ötesinde onu en çok heyecanlandıran ve yüzüne gülücükler konduran şey bir evlat sahibi olması idi. Bu öyle muazzam bir duyguydu ki hiçbirşeyin önünü geçememekteydi. Bu, daha varlığı olmayan bir canlıya böylesine heyecanlı ve sevgi dolu yaklaşmak çok ciddi bir duyguydu. Bu içini ısıtan tek şeydi.
Toparlandı ve sıcak odanın artık pek de sıcak gelmediğini hissetmesi ince pijamalarından kaynaklandığı için tüylerini diken diken etmişti ve artık göz kapakları da uykuya karşı gelemediği için beyni de ona yatağa yatıp uyuması gerektiğini uyarıyordu.
Yeni bir sabah ve yine hızlıca geçecek bir gün daha bekliyordu kendisini..
2 yorum:
Gizli bir öykü. Her kavramın kendisinde hayat bulduğu bir öykü.. bütün duygular bir yana, insanoğlu cennetten kovulmayla birlikte bir hüzün senfonisinin içinde hayat bulmakta ama sonradan kaybedebileceği hayat. Bu yolculuk portesinde yaratan tarafından dizayn edilen bütün duygularınznotalarına teslim olarak yaşar gider.
Yorumlarınız beni çok mutlu ediyor! Teşekkür ederim!
Yorum Gönder