11 Ocak 2013 Cuma

Fanus 11.01

Belki de insanlardan uzakta yaşayabilme şansım ya da imkanım olsaydı umutlarımın, arzularımın, hayallerimin, çabalarımın bir anlamı olurdu.Yanlış düşünüyor da olabilirim ya da yanlış hissediyor. Ne olursa olsun düşüncem ve hislerim bu yönde ve devam ettikçe içimdeki umud etme kırıntılarım da azalmaya devam edecek.

Ne olursa olsun.

Sylvia'nın deyimiyle, yazmasının sebebinin içinde susturamadığı ses olmasıydı. Oysa kendi içimdeki sesim beni terk edip koca bir sessizlik bırakıyordu. Bu cümleleri dahi zorla yazdığımı fark ediyorum.

Uzun suskunluğum, uzun düşüncelerim, uzun dalgın bakışlarım, uzun kıvrınmalarım. İşte hepsi de içimdeki sessizliğimden ötürü.

Her zaman ruhumun bedenimden çok daha yaşlı olduğunu düşünürdüm. Dönüp bakınca insanlığa, benim olayım nedir ki diye düşünmeden edemiyorum. Saçmalık adeta. Boşboğazlık hatta.

Sonrası mı?

Yine sessizliğim başucumda.

Kulaklarım bundan sağır olacak. Esther gibi.




17 Aralık 2012 Pazartesi

"Sen Olmak İsterdim"

Ece Temelkuran -
Haber Türk

26 Kasım 2012 Pazartesi

Mr. Magorium’s Wonder Emporium / 2007


"İyi kullanılmış bir 37 saniye, bir ömür değerindedir."

"5. perdede, Kral Lear'ın ölümü için Shakespeare ne yazmıştı, biliyor musun?
 O öldü.



Bu kadar, başka bir şey yok. Ne tantana, ne istiare ne de görkemli bir final cümlesi. Dram edebiyatının en etkili eserlerinin en tepesindeki o iki kelime ;  "O öldü." Shakespeare gibi bir deha bile sadece "O öldü" yazdı. Ne zaman o iki kelimeyi okusam kendimi huzursuzlukla bunalmış halde bulurum. Huzursuzlanmak normal, biliyorum. Ama sadece o iki kelimeden ötürü değil, o iki kelimenin öncesinde gördüğümüz yaşamdan ötürü.

Ben de 5. perdenin sonuna geldim, Mahoney. Ve senden gidecek olmamı sevinçle karşılamanı istemiyorum. Senden tek istediğim sayfayı çevir, okumaya devam et. Ve diğer hikâyeye başla. Eğer biri bana ne olduğunu sorarsa, hayatımı, bütün büyüsüyle anlatıp, basit ve mütevazı bir "O öldü" sözüyle bitir."





Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna






Bu roman her daim bu şekilde roman olarak kalmalı. Beyazperdeye aktarılması beni çok üzer. Bana göre beyazperdeye aktarılması çok da zor olur. O duyguyu verir mi bilmem? Kestirmek zor. Yapamazlarsa çok üzücü olur. Bence hep kitap olarak okunsun. Sürekli okunsun.

Alıntı kısmına gelince; çok sevdiğim kitap ya da filmler hakkında yazı yazmaz, sadece özet niyetinde bir alıntıyla konuyu kapatırım ya; bu kitaptan bir tek alıntıyla özet yapmak çok zor.

Fakat şu var, en sevdiğim;

"...böyle bir kaç ay, birkaç ömür kıymetinde değil midir?"

İyi ki var!..

31 Ekim 2012 Çarşamba

26.10

Aslında Ekim'in 26'sı hakkında bir şeyler yazmayı planlamıştım, fakat şimdi fark ediyorum ki, unutmuşum.

O gün geçti. Ben yazamadım. Öyleyse şimdi hayli hayli hiç yazamam.

Yazık oldu. Oysa yazacaklarım güzel olacaktı. Kıyıya köşeye bile yazamadım. Gerçekten yazık oldu.

Şimdi hatırladım ya, üzüldüm buna.

Bazen kendimden nefret ediyorum. Bu da beni korkutuyor..

Kişisel yazılar-ımdan-dan da nefret ediyorum.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Sevgili Milena / Franz Kafka


"Ne olacak diye bugünden kafa patlatmaya ben de karşıyım -karşıyım, çünkü sen varsın yaşamımda, yalnız olsaydım, kimse engel olamazdı bu türlü düşüncelere-, gelecek günleri savaş yerine dönüyor insanın bugünden, toprak altüst olmuş, yarın kurulacak evin temellerini nasıl taşısın?"  

F.K.

2 Ekim 2012 Salı

Hayat, bazen gülünemeyecek kadar yorucu ve ciddi oluyor.

Aklım alamayacak.

Acıklı olan da bu kısım.

Neden ki yani?

27 Eylül 2012 Perşembe

Franz k.

Kafan karışık senin de. Diğerleri gibi. Diğerleri mi? Konuyu dağıtmayalım da sana dönelim hemen.

Anlatmak istediklerini tam olarak dile dökemediğini düşünüyorsundur. Aslında dökmüşsündür belki. Bilemem. Sanırım sen de bilemezsin. -En azından artık çok geç.- Olur böylesi. Ben de bilemem. Anlatmak istediğim şeyden çok daha farklı yere kaymış bulurum kimi zaman kendimi. Senin gibi.

Evet senin. Bazen de hiç gelmiyor biliyor musun? Biliyor olmalısın. Bendeki de laf. Sormam saçma.

Sahi, sorabilseydim ne derdin acaba? Bak şimdi. Meraklandım. Bunun cevabını öğrenememek buruk etti içimi.

Sahi ya. Oldu mu şimdi? Okusan anlar mıydın beni? Ne dersin? Onu anladığın kadar anlar mıydın beni? 'Benden de betermişsin kızım' der miydin ya da? Hadi be sen de diyip; şaşırmaz mıydım?

Bilemeyiz. Bilebilmek isterdim; isterdim de olsun. Bunu düşünüp hayale dalmak da güzel.

Ve dediğin gibi: "geveze özür diliyor sizden, bağışlanmasını istiyor. 'Kişiler ancak birazcık keyifli oldukları vakit gevezedirler."

Hak vermemek elde değil. Bağışla. Ama öyle miyim sahiden?

Kim bilir.

Öyleyse şimdilik bu kadarla kalsın.

23 Eylül 2012 Pazar

Sahil

Sabah güneşinin yüzümüze vurduğu o deniz kokan yerde bakıyordum ona. Bir nefesimde onu kaybedebilme korkumla yüzleştiğim çok anlar oldu. Fakat o sabah, ona bakarken bunlar gelmedi düşünceme. Varlığından bir haber olduğum bu insanın, bir gün nasıl oldu da bu denli seveceğim birine dönüştüğü düşüncesi vardı sadece.

Ben bunları düşünürken o, bebek gibi gülümseyip başını yaslıyor göğsüme. Bense sonsuz huzur ve aşkla parmaklarımı başında gezdiriyordum.

O zaman ne mi oluyor? Dünya hem benim oluyor hem de umrumda olmuyor. Çünkü Dünya'm kollarımda duruyor ve o zaman bir ben, bir o oluyor.

Kaderimin hediyesi derken; bunda ciddiydim.