30 Kasım 2011 Çarşamba

En sevdiğim de, banyodayken mırıldandığın şarkılar. Aklıma düşme şeklini seveyim senin..

27 Kasım 2011 Pazar

Y. K. (4)

"Kediler güzel uyanır!"

Sen, ey ruhuma şifa veren büyücü, sen öyle yatarken başında duruyorum. Ben artık uyuyamam uyumasına da, senin kedi güzelliğiyle uyanacağın günü bekliyorum.

99. güzel gün..

Y. K. (3)

'Ah aşk, nasıl da zamansız çalıyorsun kapıları. Yakamozların sığ sularda da olduğunu anladığım şu anda haykırıyorum: Sana aşığım!'

Sen bunu bil.

Bu kadarı işte..

Y. K. (2)

...
"Bulutlar gerçekten konuşur," demişti, "ne dediklerini hemen duyman, hızlıca okuman lazım."

"Hayat da öyledir, geçer gider, iyi dinlemezsen, ne dediğini duyamazsın."
...

Y. K. (1)

'Beklenmedik bir anda, bir kitapla yaşadığın şaşırtıcı buluşma. Kütüphanede, rafta, çalışma masanda öylece durmakta, seni beklediğini bilmeden; zaten sen de farkında değilsin yaşanacakların. Karşılaşıyorsunuz. O senden daha cesur, sınırları yok. Sonrası kendiliğinden geliyor. Mutlusunuz. Hepsi bu.'

Yekta Kopan/Kediler Güzel Uyanır - Aşk mı? O da ne?

14 Kasım 2011 Pazartesi

Saklasam seni

Yokluğuna ah yol yol olsa uzasa unutmam seni

Kalbim yangın yeri gel kurtar beni senden

Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni...

13 Kasım 2011 Pazar

13 kasım



Anlamadan izleyeceğimiz bi dünya filmlerimiz olsun arşivimizde. Sonra bir daha ve birçok kez daha izlesek başa sara sara.

Bir seninle!

Gecemde ve gündüzümde.

Tüm ömrümde..

12 Kasım 2011 Cumartesi

Sonsuz

Sayfalar dolusu mektup yazayım sana. Bir sana ama, hep sana.

Onun gibi bahset sen de sonra bir gün. Nasıl da güzel sevdiğimizi..

Ne kadardı?

Sonsuz.
Sonsuza..

11.11.11

Zamansızlıktan yakınıyorum sürekli. Biraz zaman yakalarsam da önceleri en çok yapmaktan zevk aldığım şeyleri yapamaz buluyorum kendimi. Artık onlar öncelikli değil gibi hayatımda. Sürükleniyorum bir yerlere. Sürüklüyorlar bir yerlere.

Bloga uğrayamadım kaç zamandır. Kimseleri okuyamıyorum. Kendimi alamam diye okumaya korkuyorum.

Yazı yazsam bile koşturarak yazıyorum. Hemen bitse de şunu yapsam, bunu yapsam diye bin şey geçiyor kafamdan. Oysa ne çok şey yazasım var da sönüveriyor o anda yazmayınca. İlham nankör bir şeydir. Çok da nazlıdır.

Havalar da hayli soğudu..

23 Ekim 2011 Pazar

Aceleye Ne Gerek Var?

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.

Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi?
...
Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.

Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim... İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz...

Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük.

Sevmeye bile vaktimiz yok bizim.

Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor.
İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!
Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.

Milan Kundera "yavaşlık" adlı kitabında; "yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur" diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok.
Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık.

Aceleye ne gerek var?

Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş.

Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda.


Can Dündar