30 Eylül 2011 Cuma

'İknâ olmadıkları hayallere inanabilen bir cinsiz biz. Hiçbir prens kurtarmaz bizi canavarlardan. Ama ancak bir prens bizi sevdiğinde kendimizi kurtarırız kendimizden. Canavarlarımızı kesecek bıçağı o zaman tutar elimiz. Dışımıza yerleştirdiğimiz o zalim gözlerden kurtulmanın vakti o zaman gelir. Biri bizi, bize rağmen sevdiğinde… İşte öyle.'

Ece Temelkuran

Ne güzel demiş. Ne tastamam demiş. Aklımdaki sözler, hep aklımdan geçen sözler; sanki kendim yazmışım gibi.

Biri beni, bana rağmen sevdiğinde. Öyle işte.

22 Eylül 2011 Perşembe

meğerse

O hep benimleymiş aslında.

Ben hep onunlaymışım.

Uzun yıllar berabermişiz biz meğerse..

Zamanı vardı sadece.

Değer bilelim diye.

Bir o, bir kedi diyorum da; pek çok o aslında.

Biliyor.

Hepsinden öte.

18 Eylül 2011 Pazar

:)

Sevgi

Sevgim

Sevdiceğim

Sevgilim

Erkeğim...

17 Eylül 2011 Cumartesi

You've Got Mail /1998



Bazı filmleri ne kadar izlerseniz de izleyin yine her seferinde yüreğinize aynı sıcaklığıyla dokunacaktır.

Bazı filmler You've got mail gibidir.

Olması gerektiği gibi.

Samimi ve sıcak.

Hep aynı.

Frank: What about you? Is there someone else?
Kathleen Kelly: No. No, but... but there's the dream of someone else.
Dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor.
Yarısı sen oluyorsun, yarısı ben.
Sonra ikimiz bir bütün oluyoruz,
Kimseye sezdirmeden.


Özdemir Asaf

Canına kurban senin..

13 Eylül 2011 Salı

'Her nerede değilsem, orada iyi olacakmışım gibi geliyor.'

Fakat,

'Bir gün, bir yerde -okulda, avrupada, herhangi bir yerde- o boğucu çırpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim?'

Yarın ne olacağını nerden bilebiliriz?

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Kedi canını senin


Kedi canınızı sizin!

30 Ağustos 2011 Salı

Kuzun

Kederle bakıyordu gözlerim. Kederle nefes alıp veriyordum. Ruhum kederden yorgun düşmüştü. Birkaç hafta öncesine kadar. Sadece o kadar. Fotoğraflarda görünüyordu hepsi. Aynalar çarpıyordu bunu yüzüme. Biliyordum. Bilmek ayrı acı veriyordu.

Birkaç hafta öncesine kadar.

Şimdi.

Artık.

Sadece.

Sıcak bir bedene daha sahibim.

Ruhuna,
Gözlerine,
Gülüşüne.

Kaderimin sunduğu o nadide hediyeye sahibim.

Nadide.

Dilim anlatamıyor.

Anlatmaya varmıyor.

Bir 'seviyorum' sadece.

O kadar.

Fakat, aslında, o kadardan da çok öte!

Daha öte!

Ve pek nadide!

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Zahir

...
"Marie, farz et ki, iki itfaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. Sonra işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha bulanmışken diğerinin yüzü tertemizdir. Sorum şu: Bu ikisinden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence?"
"Aptalca bir soru bu. Elbette yüzü kirli olan."
"Hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak ve tersine, yüzü temiz olan da yüzü kir içinde olan meslektaşını görüp kendi kendine: Ben de kirlenmiş olmalıyım. En iyisi yıkanayım, diyecektir."
"Ne anlatmaya çalışıyorsun?"
"Demek istiyorum ki, hastanede geçirdiğim süre içinde, sevdiğim kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. Onların sevgi dolu, tertemiz yüzlerine bakıyor ve o yüzlerde kendi yüzümün yansımasını görüyordum. Onlar, diğer yandan bana bakıyorlar ve yüzümdeki kiri görüyorlardı; ne kadar akıllı ya da ne kadar özgüvenli olurlarsa olsunlar, kendi yansımalarını bende görmeyi bırakıp olduklarından çok daha kötü olduklarını düşündüler. Lütfen, bunun sana olmasına izin verme."
Aslında şunu da eklemek istedim: Esther'e de böyle oldu ve ben şimdi bunu fark ediyorum, bakışlarının nasıl değiştiğini şimdi hatırlıyorum. Ben daima onun yaşamını ve enerjisini sömürdüm ve bu bana mutluluk ve güven verdi, daha ileriye bunun sayesinde gidebildim. O ise, bana baktı ve çirkin olduğunu düşündü, eksilmişti, çünkü yıllar geçtikçe benim mesleğim -onun gerçeğe dönüşmesini sağlamak için çok uğraştığı mesleğim- ilişkimizi ikinci plana itti. Eğer onu yeniden görebilirsem benim yüzüm de en az onunki kadar temiz olmalı. Onu bulmadan önce, kendimi bulmalıyım.


Paulo Coelho

23 Ağustos 2011 Salı

Yürümek

Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek.

Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek.

Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek.

Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek.



Nazım Hikmet