'İknâ olmadıkları hayallere inanabilen bir cinsiz biz. Hiçbir prens kurtarmaz bizi canavarlardan. Ama ancak bir prens bizi sevdiğinde kendimizi kurtarırız kendimizden. Canavarlarımızı kesecek bıçağı o zaman tutar elimiz. Dışımıza yerleştirdiğimiz o zalim gözlerden kurtulmanın vakti o zaman gelir. Biri bizi, bize rağmen sevdiğinde… İşte öyle.'
Ece Temelkuran
Ne güzel demiş. Ne tastamam demiş. Aklımdaki sözler, hep aklımdan geçen sözler; sanki kendim yazmışım gibi.
Biri beni, bana rağmen sevdiğinde. Öyle işte.
30 Eylül 2011 Cuma
22 Eylül 2011 Perşembe
18 Eylül 2011 Pazar
17 Eylül 2011 Cumartesi
You've Got Mail /1998
Bazı filmleri ne kadar izlerseniz de izleyin yine her seferinde yüreğinize aynı sıcaklığıyla dokunacaktır.
Olması gerektiği gibi.
Samimi ve sıcak.
Hep aynı.
Frank: What about you? Is there someone else?
Kathleen Kelly: No. No, but... but there's the dream of someone else.
13 Eylül 2011 Salı
31 Ağustos 2011 Çarşamba
30 Ağustos 2011 Salı
Kuzun
Kederle bakıyordu gözlerim. Kederle nefes alıp veriyordum. Ruhum kederden yorgun düşmüştü. Birkaç hafta öncesine kadar. Sadece o kadar. Fotoğraflarda görünüyordu hepsi. Aynalar çarpıyordu bunu yüzüme. Biliyordum. Bilmek ayrı acı veriyordu.
Birkaç hafta öncesine kadar.
Şimdi.
Artık.
Sadece.
Sıcak bir bedene daha sahibim.
Ruhuna,
Gözlerine,
Gülüşüne.
Kaderimin sunduğu o nadide hediyeye sahibim.
Nadide.
Dilim anlatamıyor.
Anlatmaya varmıyor.
Bir 'seviyorum' sadece.
O kadar.
Fakat, aslında, o kadardan da çok öte!
Daha öte!
Ve pek nadide!
Birkaç hafta öncesine kadar.
Şimdi.
Artık.
Sadece.
Sıcak bir bedene daha sahibim.
Ruhuna,
Gözlerine,
Gülüşüne.
Kaderimin sunduğu o nadide hediyeye sahibim.
Nadide.
Dilim anlatamıyor.
Anlatmaya varmıyor.
Bir 'seviyorum' sadece.
O kadar.
Fakat, aslında, o kadardan da çok öte!
Daha öte!
Ve pek nadide!
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Zahir
...
"Marie, farz et ki, iki itfaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. Sonra işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha bulanmışken diğerinin yüzü tertemizdir. Sorum şu: Bu ikisinden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence?"
"Aptalca bir soru bu. Elbette yüzü kirli olan."
"Hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak ve tersine, yüzü temiz olan da yüzü kir içinde olan meslektaşını görüp kendi kendine: Ben de kirlenmiş olmalıyım. En iyisi yıkanayım, diyecektir."
"Ne anlatmaya çalışıyorsun?"
"Demek istiyorum ki, hastanede geçirdiğim süre içinde, sevdiğim kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. Onların sevgi dolu, tertemiz yüzlerine bakıyor ve o yüzlerde kendi yüzümün yansımasını görüyordum. Onlar, diğer yandan bana bakıyorlar ve yüzümdeki kiri görüyorlardı; ne kadar akıllı ya da ne kadar özgüvenli olurlarsa olsunlar, kendi yansımalarını bende görmeyi bırakıp olduklarından çok daha kötü olduklarını düşündüler. Lütfen, bunun sana olmasına izin verme."
Aslında şunu da eklemek istedim: Esther'e de böyle oldu ve ben şimdi bunu fark ediyorum, bakışlarının nasıl değiştiğini şimdi hatırlıyorum. Ben daima onun yaşamını ve enerjisini sömürdüm ve bu bana mutluluk ve güven verdi, daha ileriye bunun sayesinde gidebildim. O ise, bana baktı ve çirkin olduğunu düşündü, eksilmişti, çünkü yıllar geçtikçe benim mesleğim -onun gerçeğe dönüşmesini sağlamak için çok uğraştığı mesleğim- ilişkimizi ikinci plana itti. Eğer onu yeniden görebilirsem benim yüzüm de en az onunki kadar temiz olmalı. Onu bulmadan önce, kendimi bulmalıyım.
Paulo Coelho
"Marie, farz et ki, iki itfaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. Sonra işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha bulanmışken diğerinin yüzü tertemizdir. Sorum şu: Bu ikisinden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence?"
"Aptalca bir soru bu. Elbette yüzü kirli olan."
"Hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak ve tersine, yüzü temiz olan da yüzü kir içinde olan meslektaşını görüp kendi kendine: Ben de kirlenmiş olmalıyım. En iyisi yıkanayım, diyecektir."
"Ne anlatmaya çalışıyorsun?"
"Demek istiyorum ki, hastanede geçirdiğim süre içinde, sevdiğim kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. Onların sevgi dolu, tertemiz yüzlerine bakıyor ve o yüzlerde kendi yüzümün yansımasını görüyordum. Onlar, diğer yandan bana bakıyorlar ve yüzümdeki kiri görüyorlardı; ne kadar akıllı ya da ne kadar özgüvenli olurlarsa olsunlar, kendi yansımalarını bende görmeyi bırakıp olduklarından çok daha kötü olduklarını düşündüler. Lütfen, bunun sana olmasına izin verme."
Aslında şunu da eklemek istedim: Esther'e de böyle oldu ve ben şimdi bunu fark ediyorum, bakışlarının nasıl değiştiğini şimdi hatırlıyorum. Ben daima onun yaşamını ve enerjisini sömürdüm ve bu bana mutluluk ve güven verdi, daha ileriye bunun sayesinde gidebildim. O ise, bana baktı ve çirkin olduğunu düşündü, eksilmişti, çünkü yıllar geçtikçe benim mesleğim -onun gerçeğe dönüşmesini sağlamak için çok uğraştığı mesleğim- ilişkimizi ikinci plana itti. Eğer onu yeniden görebilirsem benim yüzüm de en az onunki kadar temiz olmalı. Onu bulmadan önce, kendimi bulmalıyım.
Paulo Coelho
23 Ağustos 2011 Salı
Yürümek
Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek.
Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek.
Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek.
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek.
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek.
Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek.
Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek.
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek.
Nazım Hikmet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

