25 Mayıs 2014 Pazar

Beauty and The Beast/ The Phantom of The Opera

Zorlu Center'da olacak olan operalar mailime gelince hem mutlu oldum hem üzüldüm. Çünkü ilk olarak gidemeyecek olmayı düşündüm her zamanki gibi. Heveslenip üzülünce daha fena oluyor zira. Oysa tarihlerine bakınca daha çok zamanı olduğunu gördüm. Eh, kim öle kim kala dedim o tarihleri görünce de. Fakat Phantom of the opera beni içten içe çok etkileyen bir operaydı. 2004 yapımı filmini ilk izlediğimde hayran kalmıştım ve o zamandan beri operasını canlı izleyebilme imkanımın olmasını çok istemiştim. Sonra hayatımda yer etmesinin bir başka tatlı ve harika anısı vardır ki o da, Phantom of the opera parçasını ilk defa biricik sevdiceğimin kulaklarıma söylemiş olmasıdır. Tüm parçayı öyle güzel söylemişti ki, hiç yerimden kıpırdamadan dinlemiştim onu. Sahneye çıkıp söylese olur yani. O derece. Bu tatlı anıdan sonra gelelim şu harika operaların tarihlerine;

Beauty and the Beast 8-19 Ekim 2014
The Phantom of the Opera 7-26 Nisan 2015

Bu da sitenin linki. Şöyle buyrun.

Şöyle de bir kampanyaları var ki o yüzden bu kadar erkenden mailime geldi bildirimi: 15 Haziran 2014'e kadar her iki operadan da bilet alırsanız %10 indirim. Birini alırsanız %5 indirim oluyormuş. Ama ben güldüm buna tabii.

Sevgiyle kalın. :)

23 Mart 2014 Pazar

Bazı insanlar zehirdir size. En ağır uyuşturucudan daha da kötüdür. Fark edemezsiniz. Nasıl zehirlendiğinizi anlayamazsınız. Anlasanız bile aklınız ermez çünkü bilincinizi, ruhunuzu zehirler. Elinizi ayağınızı bağlatır, ağzınızı bağlatır bir şey yapamaz hale getirip söylemeyeceğiniz, asla yapmayacağınız şeyleri yapar bulursunuz kendinizi. Çırpınırsınız kurtulmak için, nasıl çırpındığınızı bilemezsiniz. 

Sonrası ne mi? 
Ruhun pişmanlığı.
En acısı da budur çünkü başınızı öne eğmek zorunda kalırsınız. 

Zaman ilacına tutunursunuz yine iyileşebilmek için. 
Gözyaşları da rahatlatabilmek için ruhu. 

Yazmak gerekiyor.

Sonsuzluğa erişebilmek için mi tüm bunlar? Bilge olabilmek için mi? Öldürmeyen acı güçlendirir mi gerçekten? 

11 Ocak 2013 Cuma

Fanus 11.01

Belki de insanlardan uzakta yaşayabilme şansım ya da imkanım olsaydı umutlarımın, arzularımın, hayallerimin, çabalarımın bir anlamı olurdu.Yanlış düşünüyor da olabilirim ya da yanlış hissediyor. Ne olursa olsun düşüncem ve hislerim bu yönde ve devam ettikçe içimdeki umud etme kırıntılarım da azalmaya devam edecek.

Ne olursa olsun.

Sylvia'nın deyimiyle, yazmasının sebebinin içinde susturamadığı ses olmasıydı. Oysa kendi içimdeki sesim beni terk edip koca bir sessizlik bırakıyordu. Bu cümleleri dahi zorla yazdığımı fark ediyorum.

Uzun suskunluğum, uzun düşüncelerim, uzun dalgın bakışlarım, uzun kıvrınmalarım. İşte hepsi de içimdeki sessizliğimden ötürü.

Her zaman ruhumun bedenimden çok daha yaşlı olduğunu düşünürdüm. Dönüp bakınca insanlığa, benim olayım nedir ki diye düşünmeden edemiyorum. Saçmalık adeta. Boşboğazlık hatta.

Sonrası mı?

Yine sessizliğim başucumda.

Kulaklarım bundan sağır olacak. Esther gibi.




17 Aralık 2012 Pazartesi

"Sen Olmak İsterdim"

Ece Temelkuran -
Haber Türk

26 Kasım 2012 Pazartesi

Mr. Magorium’s Wonder Emporium / 2007


"İyi kullanılmış bir 37 saniye, bir ömür değerindedir."

"5. perdede, Kral Lear'ın ölümü için Shakespeare ne yazmıştı, biliyor musun?
 O öldü.



Bu kadar, başka bir şey yok. Ne tantana, ne istiare ne de görkemli bir final cümlesi. Dram edebiyatının en etkili eserlerinin en tepesindeki o iki kelime ;  "O öldü." Shakespeare gibi bir deha bile sadece "O öldü" yazdı. Ne zaman o iki kelimeyi okusam kendimi huzursuzlukla bunalmış halde bulurum. Huzursuzlanmak normal, biliyorum. Ama sadece o iki kelimeden ötürü değil, o iki kelimenin öncesinde gördüğümüz yaşamdan ötürü.

Ben de 5. perdenin sonuna geldim, Mahoney. Ve senden gidecek olmamı sevinçle karşılamanı istemiyorum. Senden tek istediğim sayfayı çevir, okumaya devam et. Ve diğer hikâyeye başla. Eğer biri bana ne olduğunu sorarsa, hayatımı, bütün büyüsüyle anlatıp, basit ve mütevazı bir "O öldü" sözüyle bitir."





Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna






Bu roman her daim bu şekilde roman olarak kalmalı. Beyazperdeye aktarılması beni çok üzer. Bana göre beyazperdeye aktarılması çok da zor olur. O duyguyu verir mi bilmem? Kestirmek zor. Yapamazlarsa çok üzücü olur. Bence hep kitap olarak okunsun. Sürekli okunsun.

Alıntı kısmına gelince; çok sevdiğim kitap ya da filmler hakkında yazı yazmaz, sadece özet niyetinde bir alıntıyla konuyu kapatırım ya; bu kitaptan bir tek alıntıyla özet yapmak çok zor.

Fakat şu var, en sevdiğim;

"...böyle bir kaç ay, birkaç ömür kıymetinde değil midir?"

İyi ki var!..

31 Ekim 2012 Çarşamba

26.10

Aslında Ekim'in 26'sı hakkında bir şeyler yazmayı planlamıştım, fakat şimdi fark ediyorum ki, unutmuşum.

O gün geçti. Ben yazamadım. Öyleyse şimdi hayli hayli hiç yazamam.

Yazık oldu. Oysa yazacaklarım güzel olacaktı. Kıyıya köşeye bile yazamadım. Gerçekten yazık oldu.

Şimdi hatırladım ya, üzüldüm buna.

Bazen kendimden nefret ediyorum. Bu da beni korkutuyor..

Kişisel yazılar-ımdan-dan da nefret ediyorum.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Sevgili Milena / Franz Kafka


"Ne olacak diye bugünden kafa patlatmaya ben de karşıyım -karşıyım, çünkü sen varsın yaşamımda, yalnız olsaydım, kimse engel olamazdı bu türlü düşüncelere-, gelecek günleri savaş yerine dönüyor insanın bugünden, toprak altüst olmuş, yarın kurulacak evin temellerini nasıl taşısın?"  

F.K.

2 Ekim 2012 Salı

Hayat, bazen gülünemeyecek kadar yorucu ve ciddi oluyor.

Aklım alamayacak.

Acıklı olan da bu kısım.

Neden ki yani?