17 Mart 2012 Cumartesi

YirmiŞubat

Unutuyor muydum seni? Yavaş yavaş. Akarken günler. Ağır ağır. Seni unutuyor muydum? Daha mı az özlüyordum seni? Ben, hayatımı yaşamaya çalışırken seni daha mı az özlüyordum? Cebelleşirken kendimle, burda, onunla, onlarla, kendimle, içimdekiyle cebelleşirken sen, gitmeye mi çalışıyordun hissettirmeden? Benden bu kadar mı diyordun? Yoksa ben miydim bunu farkında olmadan söyleyen? Bu evde, bu yatakta, bu eşyalarda izin yok muydu senin? Adın yok muydu? Fotoğraf karelerinde yok muydun? Video kasetlerde sesin yankılanmıyor muydu?

Unutuyor muydum seni? Yavaş yavaş. Farkında olmadan seni unutuyor muydum? Sen, yarım saat bile uzaklıkta değilken; sen, gittin gideli henüz 2 sene 1 ay olmuşken ve ben, senin her şeyini özlerken unutacak mıydım seni? Hayatımdan farkında olmadan çıkacak mıydın?

Seni unutmak çocukluğumu unutmaktı, seni unutmak anılarımı unutmaktı, seni unutmak sevgini unutmaktı, seni unutmak kendimi unutmaktı.

Tüm bu hatıralar, tüm bu sen, tüm bu ben. Her şey ve herkes. Hiçbir şey, ve hiçkimse.

3 ay sonraydı ben döndüm. 3 ay önceydi sen gittin.

Ben, okyanus kadar uzaktım sana. Yüreğim sana yakın.

Korkuyorum belki. Unutmaktan biraz ve çok. Çünkü biliyorum 1996 senesini. Korkuyorum.

Ölüler toprağın altında, diriler toprağın üstünde.

Ve ben, adını anarken ağlıyorum hala.

Hiç yorum yok: