18 Temmuz 2010 Pazar

Zümrüdüanka


En ihtiyaç duyduğum zamanda birden karşıma çıkan huzur için şükretmiştim. O naif duyguyu biraz olsun tadabildiğim için.. En azından böylesine çabucak elini eteğini çekeceğini ummamıştım ister istemez. Beklentilerim yoktu, sorun olmayacaktı benim için, her işte bir hayr vardır diyecektim ama böylesine traji komik şekilde şoka giriverermiştim.

Aslında korkmuştum böylesine çarçabuk olmasına fakat o huzurun verdiği rahatlıktan dolayı fütursuzca inanmak istedim..

Yüreğimi koy vermiştim ilk defa. Gönlümde ve beynimde mantığa yer vermemiştim bu sefer. Yalnızlığımdan kurtulmak, kadınlığımı hissetmek, sevmek ve sevilmek istemiştim. Oysa işe yaramamıştı yüreğini öyle koy vermek ortaya. Yanlıştı, saçmaydı çok aptalcaydı ve bana hiç yaşamadığım pişmanlığı yaşattı. Hayatım boyunca izini taşıyacak olan acı verici bir pişmanlık.

O huzuru kaybetmek bana acı verdi. Alışık değildim böyle duygulara, çok ani olmuştu. Olaylar gelişirken nasıl tepki vereceğimi bilemeyip şoklara girmiştim o sırada. Hiçbir duygu selinde bulunmamıştı bedenim, zihnim.. Neden ve nasıl olduğunu dahi anlayamadım ve ben yalnızlığımın belirtisi olan o tek kişilik yatağıma yatarken zihnim ayılmaya başlamıştı. Enteresan bir şekilde halletmeye çalıştığım olayın acısını yüreğimde yaşamaya başladım..Beynimden vurulmuştum yüreğim yara almıştı ve ben, alışık değildim böylesine.

Gözyaşı pınarcıklarım gözlerimi doldururken hayatımdaki yalnızlığı düşündüm. O düşüncelerle birlikte gözyaşlarım kendine ayrılan yerden taşıp yastığımı ıslatmaya karar vermişlerdi.

Ben de emin değildim, yaşayarak görecektim, korkumla, tecrübesizliğimle yüzleşecektim. Kendim için, onun için mücadele edecektim.

Oysa ki, ben Osmancık değildim Zümrüdüankam için mücadele edeyim. O, bir Osmancık değildi Zümrüdüankası için mücadele etsin..

Hiç yorum yok: