Senaryosu vurucu bir film. İzlerken o dönemlere sövüyorsunuz. Ve daha çoğuna. Yüzlerce yıldır kadınların aşağılanması, yok sayılması, sadece soyun devamı için bir araç olarak görülmesi ve de daha bir çoğu. Bununla birlikte cinsel eğilimlerin farklı olmasına karşı duyulan büyük günah anlayışı ve bu durumda olan bu kişilerin ayıplanıp hor görülmesi, yargılanması çok çok eski zamana dayanmıyor. Hatta yüzyıllar öncesinde böyleleri cezalandırılıyordu da üstelik. 30 yıllık 20 yıllık bir yolculuk henüz bu. 1970'lerde Amerikan Psikiyatri Derneği eşcinselliğin hastalık olmadığına karar veriyor ve listeden çıkartıyor. Aynı şekilde 1990 yılında Dünya Sağlık Örgütü de hastalıktan çıkartıyor. Demek ki hasta olan eşcinseller değil, bu kültürü yaratan toplummuş. Ardından Feminizm akımları yoğun bir şekilde boy gösteriyor meydanlarda.
En azından artık bazı tabuların yıkıldığını var sayarsak şu an bazı ülkelerde kanunların eşcinsellere evlilik hakkı da vermesi hala vermeyen ülkelere göre büyük bir örnek.
Belki konuyu biraz saptıracağım ama; eşcinselliğe homofobik olarak yaklaşan Türk toplumu da hala ironik şekilde akraba evliliğine/ensest ilişkiye karşı çıkmıyor. Hastalık olarak bunun listeye alınıp araştırılması gerek bana göre. Yüzyıllar öncesini geçtim de hala bunların uygulanıyor olması benim rahatsız olduğum nokta.
Bu kadar yazımdan sonra filmin konusu sanırım anlaşılmıştır. Yaramaz, şımarık bir kızın söylediği bir söz bu iki tatlı karakterimizin dünyasını paramparça ediyor. Oyunculukları soracak olursanız idare eder diyebilirim. Bazı yerlerde duyguları aktarmada eksiklik vardı malesef. Ama film, senaryo olarak harikaydı.



