23 Kasım 2014 Pazar

The Children's Hour / 1961


Senaryosu vurucu bir film. İzlerken o dönemlere sövüyorsunuz. Ve daha çoğuna. Yüzlerce yıldır kadınların aşağılanması, yok sayılması, sadece soyun devamı için bir araç olarak görülmesi ve de daha bir çoğu. Bununla birlikte cinsel eğilimlerin farklı olmasına karşı duyulan büyük günah anlayışı ve bu durumda olan bu kişilerin ayıplanıp hor görülmesi, yargılanması çok çok eski zamana dayanmıyor. Hatta yüzyıllar öncesinde böyleleri cezalandırılıyordu da üstelik. 30 yıllık 20 yıllık bir yolculuk henüz bu. 1970'lerde Amerikan Psikiyatri Derneği eşcinselliğin hastalık olmadığına karar veriyor ve listeden çıkartıyor. Aynı şekilde 1990 yılında Dünya Sağlık Örgütü de hastalıktan çıkartıyor. Demek ki hasta olan eşcinseller değil, bu kültürü yaratan toplummuş. Ardından Feminizm akımları yoğun bir şekilde boy gösteriyor meydanlarda.

En azından artık bazı tabuların yıkıldığını var sayarsak şu an bazı ülkelerde kanunların eşcinsellere evlilik hakkı da vermesi hala vermeyen ülkelere göre büyük bir örnek.

Belki konuyu biraz saptıracağım ama; eşcinselliğe homofobik olarak yaklaşan Türk toplumu da hala ironik şekilde akraba evliliğine/ensest ilişkiye karşı çıkmıyor. Hastalık olarak bunun listeye alınıp araştırılması gerek bana göre. Yüzyıllar öncesini geçtim de hala bunların uygulanıyor olması benim rahatsız olduğum nokta.

Bu kadar yazımdan sonra filmin konusu sanırım anlaşılmıştır. Yaramaz, şımarık bir kızın söylediği bir söz bu iki tatlı karakterimizin dünyasını paramparça ediyor. Oyunculukları soracak olursanız idare eder diyebilirim. Bazı yerlerde duyguları aktarmada eksiklik vardı malesef. Ama film, senaryo olarak harikaydı. 

Sabrina / 1954


Bana göre filme ait güzel vurucu bir cümle olmadığı için alıntı yapamadan başlıyorum malesef. Filmi de Audrey için izledim ki içinde Audrey olan her şeyi izlerim fakat bu filmi beğenemedim. Audrey'in oynadığı karakter saçma bir karakterdi. Oyunculuk desen o dönemleri izlerken zaten büyük beklenti içinde olmuyorum ama bu filmde de hiçbir şey yoktu. İzlerken epey sıkıldım. Sırf sonunu merak ettiğimden izledim. Fakat bir tek şey var ki o da Audrey'in el yazısı ve Fransızca aksanı. Hayran kaldım tabi ki de. Beni bile eritti izlerken.

Cağnım Audrey'im

8 Kasım 2014 Cumartesi

26Ekim


Bunun gibi pek çok yazım yayınlanmayı bekliyor. Bunu da daha fazla bekletmeyeyim bari.

Facebook falan olmayınca kutlama mesajları da yok tabii. Annem, kız kardeşim, 1 kuzenim ve sevdiceğim dışında. Babam bile kutlu olsun demedi ki, neyi bekliyorsam..

Hayat bana hep lay lay. Hiç güleceğim yoktu. 

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Miss Potter / 2006



"Bir hikayenin ilk birkaç kelimesini yazmakla ilgili müthiş bir şey vardır. Sizi nereye götüreceklerini asla bilemezsiniz."

Aynı anda hüznü ve mutluluğu duyduğum harika olan bu film için diyecek pek bir şeyim yok açıkçası. Üstüne bir de gerçek hayat hikayesi eklenince beni gerçekten fazlasıyla etkiliyor. Bu Dünya'dan böylesine eşsiz insanların geçmiş olduğunu görmek mutluluk verici.

Belki ben de hayalini kurduğum şeyi gerçekleştirebilirim güzel bir günde; fakat yeteneğimi körelttim ne yazık ki.

Yine de yazılan kelimeler gibi, geleceğin de bizi nereye götüreceğini asla bilemeyiz.

20 Haziran 2014 Cuma

"Öylesine yani, birdenbire"

Jehan Barbur / Sarı

"Sıkılıvermişim derinden zahir."

25 Mayıs 2014 Pazar

Beauty and The Beast/ The Phantom of The Opera

Zorlu Center'da olacak olan operalar mailime gelince hem mutlu oldum hem üzüldüm. Çünkü ilk olarak gidemeyecek olmayı düşündüm her zamanki gibi. Heveslenip üzülünce daha fena oluyor zira. Oysa tarihlerine bakınca daha çok zamanı olduğunu gördüm. Eh, kim öle kim kala dedim o tarihleri görünce de. Fakat Phantom of the opera beni içten içe çok etkileyen bir operaydı. 2004 yapımı filmini ilk izlediğimde hayran kalmıştım ve o zamandan beri operasını canlı izleyebilme imkanımın olmasını çok istemiştim. Sonra hayatımda yer etmesinin bir başka tatlı ve harika anısı vardır ki o da, Phantom of the opera parçasını ilk defa biricik sevdiceğimin kulaklarıma söylemiş olmasıdır. Tüm parçayı öyle güzel söylemişti ki, hiç yerimden kıpırdamadan dinlemiştim onu. Sahneye çıkıp söylese olur yani. O derece. Bu tatlı anıdan sonra gelelim şu harika operaların tarihlerine;

Beauty and the Beast 8-19 Ekim 2014
The Phantom of the Opera 7-26 Nisan 2015

Bu da sitenin linki. Şöyle buyrun.

Şöyle de bir kampanyaları var ki o yüzden bu kadar erkenden mailime geldi bildirimi: 15 Haziran 2014'e kadar her iki operadan da bilet alırsanız %10 indirim. Birini alırsanız %5 indirim oluyormuş. Ama ben güldüm buna tabii.

Sevgiyle kalın. :)

23 Mart 2014 Pazar

Bazı insanlar zehirdir size. En ağır uyuşturucudan daha da kötüdür. Fark edemezsiniz. Nasıl zehirlendiğinizi anlayamazsınız. Anlasanız bile aklınız ermez çünkü bilincinizi, ruhunuzu zehirler. Elinizi ayağınızı bağlatır, ağzınızı bağlatır bir şey yapamaz hale getirip söylemeyeceğiniz, asla yapmayacağınız şeyleri yapar bulursunuz kendinizi. Çırpınırsınız kurtulmak için, nasıl çırpındığınızı bilemezsiniz. 

Sonrası ne mi? 
Ruhun pişmanlığı.
En acısı da budur çünkü başınızı öne eğmek zorunda kalırsınız. 

Zaman ilacına tutunursunuz yine iyileşebilmek için. 
Gözyaşları da rahatlatabilmek için ruhu. 

Yazmak gerekiyor.

Sonsuzluğa erişebilmek için mi tüm bunlar? Bilge olabilmek için mi? Öldürmeyen acı güçlendirir mi gerçekten? 

11 Ocak 2013 Cuma

Fanus 11.01

Belki de insanlardan uzakta yaşayabilme şansım ya da imkanım olsaydı umutlarımın, arzularımın, hayallerimin, çabalarımın bir anlamı olurdu.Yanlış düşünüyor da olabilirim ya da yanlış hissediyor. Ne olursa olsun düşüncem ve hislerim bu yönde ve devam ettikçe içimdeki umud etme kırıntılarım da azalmaya devam edecek.

Ne olursa olsun.

Sylvia'nın deyimiyle, yazmasının sebebinin içinde susturamadığı ses olmasıydı. Oysa kendi içimdeki sesim beni terk edip koca bir sessizlik bırakıyordu. Bu cümleleri dahi zorla yazdığımı fark ediyorum.

Uzun suskunluğum, uzun düşüncelerim, uzun dalgın bakışlarım, uzun kıvrınmalarım. İşte hepsi de içimdeki sessizliğimden ötürü.

Her zaman ruhumun bedenimden çok daha yaşlı olduğunu düşünürdüm. Dönüp bakınca insanlığa, benim olayım nedir ki diye düşünmeden edemiyorum. Saçmalık adeta. Boşboğazlık hatta.

Sonrası mı?

Yine sessizliğim başucumda.

Kulaklarım bundan sağır olacak. Esther gibi.




17 Aralık 2012 Pazartesi

"Sen Olmak İsterdim"

Ece Temelkuran -
Haber Türk